Erkekleri yönetme sanatı

Romantik komedi ve aşk filmleri izleyerek büyüyen kadınlarla, mahalle arasında bir meşin yuvarlak peşinde koşarak oynayan erkek arasında bariz farklar olması aslında hayatın normal bir getirisidir. Ne zaman üç beş kadın bir araya gelsek konu döner dolaşır erkeklerin kabalığı, vurdumduymazlığına muhakkak gelir. Kaç yıldır sevgiliyiz bir gün çiçekle şu kapıdan girmedi diye kendimize üzülecek konular bulmakta da hiç zorlanmayız. Sanki erkeğin aklına sevgilisine çiçek almak gelmişte almamış gibi düşünüyoruz. Oysa gerçekler hiç de öyle bizim sandığımız kadar basit değildir.

Doğum günlerine önem veren de, sürprizleri seven de biz kadınlarız bu yüzden onların bize sürpriz doğum günü kutlaması yapmasını beklemek uzayda nefes almak ya da yürümeye çalışmak kadar anlamsızdır. İşte sırf bu bariz ayrılıklar yüzünden günlerce oturup, karalar bağlamak beni sevmiyor diye düşünmek yerine eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmeyi öğrenmemiz kısacası erkeğimizi kendi isteklerimiz doğrultusunda yönlendirmemiz gerekir. Bunu yaparken de öyle gözüne sokar gibi değil alttan alta çaktırmadan yapmak, onun bilinçaltına girmek lazım, şimdi sizlere bazı tüyolar vereceğim. Bu tüyoları da öyle işkembeden falan atmayacağım. Bire bir yayarak tecrübe edilmiş yüz de yüz gerçek bir hikayeden yola çıkacağım.

Bana da bu anlatacaklarımı ilişkiler konusunda çok başarılı olan İstanbul travestilerinden Bade anlattı. Kural bir, asla isteklerimizi direk söylemeyeceğiz. Önce istediğimiz şeyin bizim için bir ihtiyaç olduğunu partnerimize alıştıracağız.  Mesela konuşma arasında” biliyor musun bugüne kadar bana hiç sürpriz yapılmadı. Aslında böyle bir şey başıma gelse ne tepki vereceğimi bile bilmiyorum.” Gibi afaki konuşmalarla ona illa ki bana sürpriz yap ama bunu ben istediğim için değil sanki senin arzunmuş gibi göster demiş oluyoruz. Akşamları dışarı mı çıkmak istiyorsunuz. Onun yolu da şöyle;akşam yemeğine yakın hafif baş ağrınız tutsun biraz açık hava iyi gelir mi acaba diye kendi kendinize konuşuyormuş gibi yapın. Hayatım gel biraz dışarı çıkalım diyen eşiniz olacaktır. Kısacası siz dır dır eden değil, seçimi ona bırakan kişi olmalısınız. Erkeklerin maalesef baskın olmak gibi çabaları var ve bunun içinde her şeyin kendi istekleri doğrultusunda ilerlemesini isterler. Bu yazdıklarımı uygulamaya geçen Ankara’da, Bursa’da Antalya’da yaşayan travesti arkadaşlardan güzel dönüşler aldım. Gerçekten işe yaradığını kanıtlayıp görmüşler. Biz de bu kadın zekası ve kıvraklığı olduğu sürece üzülüp ağlamak yerine beynimizi çalıştırmamız, ipleri erkeğin eline vermiş gibi davranmamız gerekiyor. Hadi bakalım gazamız mübarek olsun.

Telefon dolandırıcılığına dikkat!

Sadece İstanbul’da bir yılda 800 kişi dolandırıcılara 10 milyon TL kaptırmış. Benim başıma gelmez demeyin lütfen uyanık olun. Evet bugün sizlere son zamanların moda hikayesi olan dolandırıcılıktan bahsedeceğim ki bu dolandırıcılar işlerinde o kadar uzman ki, size gelene kadar ne iş adamları  ne profesörler düştü tuzağa.

Sakin bir günde ki bu genellikle sizin henüz kafanızı toplayamadığınız sabah saatleri oluyor. Evinizde oturuyorsunuz ve telefonunuz çalmaya başlıyor normalde bilmediğiniz numaraları açmazsınız ama basiretiniz bağlanıyor sanki, telefon susmak bilmeyince belki de önemli bir şeydir diyerek açıyorsunuz. Karşınızda hiç tanımadığınız bir adam oldukça tok ve emir verir bir ses tonuyla, başlıyor sizi sorgulamaya, bu telefon üzerinize mi kayıtlı? Kaç yıldır bu telefonu kullanıyorsunuz, hakkınızda şikayet var gibi sözlerle önce kafanızı allak bullak edip, sonrasında sizin aklınıza gelip, kim olduğunu sorduğunuzda bilmem nerenin savcısıyım, hakimim, emniyet  müdürüyüm gibi laflar ediyor. İşte tam o anda banka hesaplarınız örgütün eline geçmiş bizimle iş birliği yapmazsanız başınıza geleceklerden sorumlu olmayız diyiveriyor. Size bire bir diyaloğu anlatıyorum çünkü haftanın ilk iş günü İstanbul travestilerinden Ayda, bir dolandırıcı tarafından arandı ve konuşma aynen böyle geçti. Kızcağızın yıllardır dişinden tırnağından artırarak biriktirdiği üç- beş kuruşa göz koyan bu adi dolandırıcılar, telefonda kendisini sürekli olarak taciz ederek, aşağılayarak hatta bazen seslerini yükselterek sürekli emirler yağdırmaya başlayınca Ayda dumura uğramış ve hiçbir şey düşünmeden açık telefonuyla bankanın yolunu tutmuş. Tüm parasını çekmesini ve istedikleri bir alana brakmasını söyleyen dolandırıcılar Ayda’nın bankada aklı başına gelince olayı güvenlik görevlisine bildirmesiyle yakayı ele verdiler ama maalesef aklı başına geç gelenler paralarından olmaya devam ediyor. Sadece son bir yılda travesti arkadaşlardan yüzlercesi bu şebeke tarafından arandı. Ankara, Bursa, Manisa ve İzmir travestilerinden bu oyuna düşen olmazken, Ayda’nın sanırım henüz uyanamadığından olacak bankaya kadar gitmesi beni şaşırttı. Bizim Ayda normalde uyanık kızdır ama gaflet anına denk gelmiş.

Benimde başıma böyle bir olay geldi ama ben bu tür haberleri gazete ve dergilerden yakınen takip ettiğimden dolandırıcılara hiçbir bilgi vermedim bunun üzerine bana bağırmaya başlayan dolandırıcının yüzüne telefonu kapattım. İşin açıkcası bu insanlar bizlerden iş çıkaramayınca yeni hedef olarak yaşlıları seçmişler. Siz de etrafınızda bulunan yaşlı insanları bankada panik halinde görürseniz onlara yardım edin. Bu insafsızlara aldıkları paraları yemek nasip olmasın.

Bahar geldi sıra yazda

Sabahları penceremin üzerine yuva yapmış kırlangıç sesleriyle uyanıyorum son günlerde, leylekelr havada neşe ile tur atıyor. Demek ki bahar gelmiş diyerek içime bir mutluluk doluyor. Ama sonra baharın geçmesi ile birlikte yaza hiç hazırlık yapmadığımı hatırlıyorum ve kolları sıvıyorum. Öncelikle kendime bir tatil arkadaşı veya grubu hazırlamam lazım. Malum öyle herkesle tatile çıkılmaz. Tatil arkadaşının seninle aynı zevkleri paylaşması şart. Sonra tatil zehir olabilir, bu da istenmeyen birinci durumdur. İstanbul’a ilk geldiğimde beş travesti arkadaş birlikte kalıyorduk o zamanlar hiç böyle kiminle tatil yapacağım konusunda endişeler duymama gerek yoktu. Her zaman her yer birlikte giden altın kızlar gibiydik, içimizde benim gibi Ankara’dan, Konya’dan, Balıkesir’den gelen arkadaşlar vardı ve gerçekten etrafta adımız altın kızlara çıkmıştı, hey gidi eski günler hey diyorum.

Şimdi ise tatil planı yapmakta geç kaldığım için, kendime uygun arkadaş arayışı içine girdim. Olmazsa kısa zamanda bir sevgili yaparım diyorum ama sanırım piyasada elle tutulur birileri de kalmamış, nerede o eski İstanbul Beyefendileri nerede şimdi ki kendini beğenmiş egenler hey gidi geçmiş zamanlarım.

Tatil arkadaşı bulduk diyelim bu sefer de kalacak doğru dürüst bir otel arama işi var. Sanırım her yer dolmuş millet kışın başında tatil planını yapınca baharda yaz planı yapmaya kalkmak biraz aptallık oldu. Artık bu yazı büyükşehrin koşturmacası içinde geçirmek an meselesi.

Ha bir de düğün davetiyeleri şimdiden sıralandı masamın üzerinde, herkes durmuş yazı beklemiş evlenmek için bizim akraba çevremiz de kalabalık olduğundan bir günde iki düğüne bile gitmek gerekebilir. En iyisi iyi kötü demeden yaz planını devreye sokup, buralardan kaçmak yoksa tatip parasını düğünlere takı olarak kaptırmam içten bile değil.

Aslında düğünleri severim ama altın olmuş bilmem kaç para şimdi gittin mi altın takmak da şart. On altın alsan tatil parası havaya uçar ne yapalım olmazsa attığımız göbeklere, çektiğimiz halaylara sayarız. Yok ya da illa ki tatil diyerek, çıkarız bir Karadeniz ve doğu bölgeleri turuna, azıcık kültürümüzü arttırır, gelince de etrafa havamızı basarız. Ülkemizde tatil yapacak deniz kenarından başka yer mi yok. Kendimi bırakıveririm tarih kokan şehirlere, bu seferde bir başka hava koklarım. Bu densiz sonraya kalmış erkeklerin nazını çekeceğime. Bir daha ki sene de elimi biraz çabuk tutar yaparım deniz kenarı tatilimi heyhat kim tutar beni. Hadi bakalım hayırlısı. Herkese güzel bir bahar ve yaz dileklerimle hoşcakalın.

 

Hayatı kaplumbağa gibi yaşayanlar

Çoğumuzun bildiği bir gerçektir, kaplumbağaların uzun bir ömrü olduğu. Hatta sırf bu yüzden hayatı yaşarken kaplumbağa gibi ağırdan almak, tembellik yapmak iyi bir şey sanılır. Pire gibi hızlı ve hareketli insanlara bu yüzden aman çok koşturuyorsun erken buruşacaksın falan derler. Benim de tanıdığım pek çok insan çabuk yıpranmamak her zaman genç kalmak için hiçbir işin ucundan tutmazlar. Böyle yaparken de şekerim kendimi yıpratmamam lazım diyerek genç kalacaklarını zannederler. Oysa ben elimden geldiği ölçüde her işe balıklama atlarım, hiç üşenmeden ve yorulmadan arkadaşlarımın yardımına koşarım. Kaplumbağa gibi yaşamaktansa bir tavşan gibi hatta tazı gibi olmayı tercih ederim. İstanbul travestilerinden Ayda’da nereden duymuşsa duymuş, tembellik yapmanın doğru bir yöntem olduğuna dair ahkam kesiyor. Akşama kadar poposunu yerinden kaldırmayıp, üzerine güzellik uykularına yatarak genç ve güzel kalmaya çalışanlara kötü bir haberim var. Yapılan araştırmalar çalışkan insanların ileri yaşlarda daha dinç olduğunu ve uzun süre hafızlarını kaybetmediklerini ortaya çıkarmış. Zaten bana baksalardı bu araştırmayı yapmalarına gerek kalmadan teoriyi geliştirirlerdi. Dediğim gibi hayatım boyunca hiç tembellik yapmadım. Küçük yaşlardan beri yorucu işlerde çalıştım. O kadar çok çalıştım ki, gençliğim doğru dürüst tatil yapmadan geçti. Ama ne yalan söyleyeyim bazen yoruldum artık yeter dediğim günler oldu. Yine de yaşadığım bu yorucu ve hızlı hayattan pişmanlık duymuyorum. Ben zaten istesem de kişiliğim gereği, çalışmadan duramam. Kafamda sürekli olarak yeni bir iş kurmanın planları ile dolaşırım. Bazen kendime iş ortakları da buluyorum. Örneğin geçen yıl Ankara travestilerinden Sanat’la ortak bir iş yaptık, iş tutmadı gerçi ama bu beni yıldırmadı. Ne demişler işleyen demir ışıldar işte bende çalışmaktan artık parlıyorum. Cildim ve tenim yaşımın yarısı kadar gösterirken, kilom her zaman ideal seyrediyor. Nedir senin sırrın diyenlere travesti İclal’in sırrı yok diyorum. Gerçekten kullandığım özel bir şey yok, sadece doğru beslenme, stresten uzak durma ve tabi ki çok çalışma, kaplumbağa kadar çok yaşamak için tembellik yapanlara da tavsiyem önemli olan uzun yaşamak değil kaliteli bir yaşam döngüsü yakalamak diyorum. Hiç bir şey yapamıyorsanız bulmaca, su doku çözerek beyin cimnastigi yapın. Sağlıklı günler dilerim.

Keşkelerimiz üzerine

İnsanların hayatta pek çok pişmanlıkları birikir ve günün birinde bir yerde mutlaka keşkelerimiz olur. Zamanın su gibi aktığı, sanki daha dün çocuktum dediğimiz yaşlara geldiğimizde arkamıza dönüp bakmak, keşke demek bize ne fayda sağlar bilmiyorum. Ama bildiğim bir gerçek varsa o da keşkelerle yaşanmayacağı.

İyi güzel de yarın öleceğimizi bilseydik en çok neye üzülürdük, ne için keşke derdik hiç düşündünüz mü? Başkaları beğensin, laf söz olmasın diye yaşadığımız hayat bize keşkelerimizi geri verecek olsaydı. Siz hangi anı geri getirmek isterdiniz. Ben bu soruyu kendime çok sorarım, tabi etrafımdaki yakın arkadaşlarıma da  dün  İstanbul travestilerinden Ayda’ya sordum mesela, “hangi keşkeni geri istersin?” diye.   İlk aşkım cevabını verdi. Eminim pek çoğumuzun ben de dahil cevaplarından biri mutlaka yaşayamadığı, kapalı kapılar ardında sakladığı ilk aşkı için keşke demektir. Keşke etrafımdan çekindiğim için ona vermediğim ilk öpücüğü verseydim, keşke ona  onu dünyalar  kadar sevdiğimi haykırabilseydim.

Herkesin keşkesi kendine ama Ankara travestileriden Bade’nin keşkesi içime bir yara gibi oturdu. Kanserden kaybettiği annesine yeterince sarılmadığı için, ona yaşarken sahip çıkamadığı için, tüm dünyayı karşısına almak pahasına annesinin kapısını çalamadığı için keşke diyordu. Keşke sevgimi onun sevgisiyle besleyebilseydim. İşin kötü tarafı ne kadar çok keşkeniz varsa bu hayat sizi o ölçüde yaralıyor.

Yapmak istediğimiz şeylerin yanında birde yaptığımıza pişman olduğumuz için söylediğimiz keşkelerimiz vardır. Keşke  daha sağlıklı beslenseydim, keşke o öküz kafalı adamla hiç tanışmasaydım, keşke gençken para biriktirseydim…

Keşkeler uzayıp giderken, bir daha keşke dememenin bir yolu olsa ne güzel olurdu diye düşündüm. Herkes hayatı içinden geldiği gibi yaşayabilse, ağzından çıkacak sözlerden korkmasa, sevmekten ve sevilmekten bıkmasa, istediği yerleri bu dünyada gezmek, istediği yemeği yeme şansı olsa. Şimdi alıp bu keşke kelimesi ortadan kaldırsam, sözlüklerden çıkarsam, hayatımız biraz daha güzel olur muydu?

Eminim insanoğlu kendini mutsuz eden bir kelime daha türetip, lüzümsuz ve gereksiz bir yerlere kondurarak zaten zor olan hayatı zorlaştırmanın bir yolunu bulurdu. Bakınsanıza dünya ülkelerine güzel güzel yaşayıp mutlu olmak varken, savaşlarla, kinle dolu bir dünya yaratmışlar kendilerine kısacası biz insanoğulları gittiğimiz her yerde bulurduk keşke gibi bir kelime. Keşkesiz ve  tertemiz bir vicdan dilerim hepinize. Hoşcakalın.

 

Bizimkisi bir aşk hikayesi

Başlığı okur okumaz sizde tıpkı benim gibi şarkının devamını söylemeye çalıştınız öyle değil mi? Yaşı otuzun üzerinde olan herkesin sözlerini ezbere bildiği, bir yerlerinde mutlaka bir aşk hikayesinin saklandığı harika sözlerin sahibi maalesef aramızdan ayrıldı. Şimdi bize miras bıraktığı besteleri ve önce kendinin yaşadığı sonra tüm Türkiye’ye yaşattığı aşk hikayesi yüreklerimizi sızlatıyor. Kayahan Açar, yirmi dokuz martta İzmir’de dünyaya gelen  ve doğumundan tam olarak, altmış altı yıl beş gün sonra gözlerini kapatıp geldiği gibi tertemiz bir yürekle bu dünyayı terk eden harika bir ses sanatçısı ve besteciydi. Oysa yakalandığı yumuşak doku kanserini daha önce iki kez yenmeyi başarmış hayata dört elle sarılmıştı çünkü bu dünyada gerçek aşkı bulmuş ender insanlardandı. Öncesinde iki kez evlenen Kayahan, ilk evliliğinden olan kızına Beste ismini vermiş ve ona hep benim en güzel Bestem diye hitap etmişti. “Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşuruz” derken bulmuştu sevgili eşini ve son anına kadar gözleri sevdiğinin gözlerinden hiç ayrılmadı. Öyle bir yemin etmişlerdi ki birbirlerine adeta “bir yemin ettim ki dönemem” diyorlardı. Kayahan aynı zamanda vokalisti olan aşkıyla evlilik haberleri ilk çıktığında, medya tarafından aralarında yirmi iki yaş var bu evlilik yürümez sözlerine hiç aldırmadı. Sevdiği kadınında kendisini bir ömürlük sevdiğini biliyordu ve kulaklarını söylenen ayrılık dedikodularına tıkayarak, uzun bir süre gözlerden uzak bir köyde Balıkesir Gömeç’teki İnta Sevgi Köyü’nde Geceler Caddesi ve Mavilim Caddesi’nin kesiştiği Hülyam Çıkmazı’nda yaşadı. Köyün bütün cadde ve sokaklarına onun şarkılarının ismi verilmişti. Kayahan sakin ve gözlerden uzak yaşamı boyunca Gömeç köylüleri tarafından bir iftihar meselesi olarak anıldı.Balıkesir travestilerinden Sanat, sırf bir kez olsun Kayahan’ı yakından görmek için bu köyde iki gün geçirdiğini ve sonunda onunla bir sokakta yollarının kesiştiğini, heyecandan tek kelime bile konuşamadan yanından geçip gittiğini günlerce anlatmıştı. Hayatı boyunca sevginin önemini anlatan, sevgisiz bir yaşam, yaşam değildir diyen Üstad, o en çok istediği denizi gören mezarına konulurken sevenleri arkasından gözyaşı döküp, ölümsüz şarkılarını mırıldandılar, daha yıllarca dilimizden düşürmeyeceğimiz bizler ölüp gittikten sonra bile ölmeyecek şarkılar, kim bilir kaç aşığın diline marş gönlüne huzur olacak. Sen gittin ve ardından yine bize esmer günler düştü. Ruhun şad, mekanın cennet olsun.

Beyaz çayın mucizesi

Ülkemizde Kuzey Bölgelerde yetişen çayın mucizesi geç olsa da artık anlaşıldı. Günde 6 bardak çayın, kalp krizinden kansere kadar pek çok rahatsızlığı önlediği ve sakinleştirici özelliği ile beyne iyi geldiği artık biliniyor. Tavşan kanı çayımızın bu faydalarından sonra gündeme şimdi de beyaz çay oturdu. Yaz aylarına yaklaştığımız şu günlerde hoş ben bu yazıyı kaleme alırken dışarıda lapa lapa kar yağıyor ama en azından bahar aylarına girdiğimiz için yazın gelmesine az kaldı diyoruz. Eninde sonunda ölmek sağ kalırsak tabi bu yazı karşılayacağız. Yaz denilince benim aklıma hep fit bir beden geliyor, fazla kilolarında arınmış deniz kenarında bikini ile poz verebilecek kadar düzgün bir fizik ise beyaz çay tüketmekten geçiyor. Beyaz çay metabolizmayı hızlandırıyor ve bu sayede yağ yakılmasını sağlıyor. Çogumuzun sarayda tüketildiğini duyduktan sonra almaya koştuğumuz beyaz çayın tek kötü etkisi ise ceplerimize çünkü kilosu iki yüz liranın üzerinde bir fiyatla satılıyor. Beyaz çayı duyar duymaz markete koşan İstanbul travestilerinden Ayda, fiyatını duyunca dilini ısırmış, yok artık bu fiyata çay alınır mı diye dönmüş. Beyaz çayın fiyatını yüksek bulmayıp alacak olanlara tavsiyem günde üç bardaktan fazla içmeyin. Aroması hafif ama yeşil çaya göre sindirim sistemini daha fazla çalıştırdığından fazlası bağırsaklara zarar verebilir. Beyaz çayın bildiğimiz yeşil çaya göre işlenmesi, toplanması biraz daha detay ve özen gerektirdiğinden satış fiyatının yüksek olmasını normal bulan üreticiler elit müşterilere hizmet veriyor.Beyaz çayın bilinen en önemli özelliklerinden biride gençlik aşısı gibi olması, cildi genç tutmaya yarayan mineralleri içinde barındıran bu çay yaşlanma karşıtı olarak gramlar halinde satılıyor. Kilo işi almak zor gelse de gramla alıp denemekte fayda var. En kaliteli beyaz çay yaprakları her yıl ilkbaharda sadece 3-5 gün boyunca toplanabiliyor. Sanırım fiyatını yükselten en önemi sebepte  normal çay gibi yaz boyunca toplanma imkanının olmaması. Yapılan araştırmalara göre beyaz çayda bulunan kateşinler, kanserli hücre oluşumunu da önleyerek tümörlerin büyümesini yavaşlatıyor. İçeriğinde bulunan antioksidanlar ayrıca stresi önleyemeye de yardımcı oluyor. Beyaz çayın bu kadar yararı olduğunu öğrendikten sonra, fiyatı fazla bulduğu için marketten kaçan Ayda, Ankara travestilerinden Bade ile çay almaya yola çıktı bile. Ben henüz denemedim ama en kısa zamanda bir miktar alıp, denemeyi düşünüyorum. Sağlıkla kalın.

Para ya da dürüstlük

Dürüst insanların aynı zamanda hak ettikleri ölçüde para sahibi olmaları da aslında normal olanıdır. Ancak ne hikmetse dünyada ters giden bir şeyler var ve dürüst insanlar yerine, yalan söylemeyi adet edinmiş üç kağıtçılar parsayı topluyor.

Arkadaş dost  ararken dürüstlük abidelerinin kapılarını çalanlar konu iş yapmaya gelince hemen yanına bir dolandırıcı alıyor. Sanki kazanmak için illa bir alavere dalavere çevirmek şartmış gibi, aslında bunun en büyük nedeni her zaman kandırılmaya alışkın olmamız. Birileri bizi sürekli kandırınca biz de dönüp başkalarını kandırmanın yollarını arıyoruz.  Sözüm dürüst ve namuslu işler yapanlara değil elbette, onları bu yazıdan dolayı tenzih ederim. Ama etrafta üç kuruş uğruna bin bir yalan söyleyen, iftira atmaktan çekinmeyen bir güruh var ki, onlarla başa çıkmanın yolu onlar gibi olmaktan geçiyormuş gibi davranıyoruz. Üzüm üzüme baka baka kararır sözüne inanıp, sen doğru ol, eğri yolunu bulur sözüne itibar etmiyoruz. Çok kazanmak ,  insan harcamaya değer mi peki, üç günlük dünyadan giderken herkesin alacağı bir cepsiz kefen değil mi? Arkadaşlarım arasında her zaman dürüstlüğümle ön plana  çıkarım. Hatta bana güvenen ama beni gerçekte hiç sevmeyen insanlar bile yanımda dolaşmaktan bana sırlarını anlatmaktan çekinmezler. Dürüst olmak için yaptığım özel bir şey yok aslında, ben insanın doğasında dürüstlük olduğuna ama bazılarının bunu para için sattığına inanırım. Geçenlerde yine bir arkadaş toplantısında Ankara travestilerinden Ayda ile Bodrum travestilerinden Sanat, etrafta yeterince dürüst insan kalmadığından yakındılar. Oysa dürüst olmak için ne sermaye lazım insana ne gayrimenkul hemen şimdi dürüst olmak istersen olabilirsin, yapman gereken sadece kendine inanmak.

Yok ama ben insanları kandırıp, servetime servet katayım, öte alemi sonra düşünürüz diyerek ertelersen önce kendine saygını kaybedersin. Kendisine saygı duymayan bir insana başkalarının saygı duyması da beklenemez. Neden sana dürüst olan insanların peşinde koşmak yerine dürüst olduğun için sana  koşanları karşılamıyorsun?

İnsana  yakışan değerler, insanın doğumu ile birlikte ruhuna üflenir, sen yanlış yaptıkça senden utanan iyi huyların öyle yerin dibine girerler ki, bir zaman sonra onları kendi bedeninde bulmakta zorlanırsın. Öyleyse küstürme iyi tarafını ve safını seç ki, iyilik tarafın ağır bassın. Saygılarımla.

 

Obsesif Kompülsif travestinin hikayesi

Kış aylarında malum hepimiz gribal enfeksiyonlara yakalanırız. Basit hastalıklar da geçirebiliriz. Ama ev arkadaşınız takıntılı bir obsesif ise aman sakın hasta olayım demeyin. Bizim Ankara travestilerinden Zade, kendine mikrop bulaşmasından o kadar çok korkar ki, evine hasta ya da nezle grip olmuş hiç kimse giremez. Önceleri bunu mahsusu yaptığını zannediyorduk aman bizden sıkılınca evine almamak için bahaneler üretiyor diyorduk. Sonra bize doktordan aldığı raporu gösterdi evet maalesef sevgili arkadaşımız bir takıntı hastasıymış.

Sizin de etrafınızda eminim buna benzer takıntıları olanlar vardır. Evden çıkarken kapıyı kapatıp kapatmadığından emin olamadığı için defalarca eve geri dönenler, ocağın altı açık kaldı korkusuyla işine geç kalanlar, ütüyü prizde unuttuğunu sanıp, rahatsız olanlar. Bu saydıklarımı pek çoğumuz yaşıyoruz ama bir de bunu takıntı haline getirdiği için evinden çıkamayanlar var ki işte asıl büyük sorun orada yatıyor. Maalesef obsesif kompulsif rahatsızlık hiçte öyle basit bir hastalık değil ve hastaların sosyal hayattan kopmalarına arkadaş ve iş çevrelerinin bozulmasına hatta toplumdan dışlanmalarına neden oluyor.

Hiç böyle biriyle karşılaştınız mı? Doğrusu benim etrafımda sayabileceğim birkaç tane var ve hepsinin de takıntıları birbirlerinden farklı. Bursa travestilerinden bir arkadaşım, temizlik takıntılı mesela ne zaman evime gitsen dip köşe temizlik yaparken buluyorum onu. Biz onun adını titiz Nejla koyduk bu yüzden. Biz travestilerin büyük bir kısmı birkaç arkadaş bir arada yaşar. Aynı evde yaşayan arkadaşlar arasında bu takıntı hastalığı olanlarla başımız belada, başta da anlattım ya, Zade bizi bu aralar eve almıyor neymiş grip olmuşuz ve her tarafa mikrop saçıyormuşuz. Onu da anlamak lazım gerçi, hiç kimse keyfinden takıntı sahibi olmaz. Mutlaka altta yatan bazı sebepler vardır bu hastalığa yol açan.

Aslında bu hastaların tedavisi telkin yoluyla yapılıyor sanırım en yakın zamanda Zade için bir randevu ayarlayacağız.İki günlük bir dünyada hasta olmayı, pis olmayı ya da kapıyı açık bırakıp bırakmamayı düşünmek yerine günü dolu dolu yaşamaya odaklanmak ve mutlu olmanın yollarını aramak lazım. Boşverin dünya sizin için dönsün. Sevgiyle kalın.

Sosyal medyada çıldıran travesti!

Ne garip bir şey şu sosyal medya denilen mecra, ne onsuz oluyor ne de onunla mutlu olmak.

Ne zaman sosyal medya hesabıma girsem, takip ettiğim insanların gezme tozma fotoğrafları, sanırsın insanlar dünyaya gezmeye gelmiş. Birine bakıyorsun evinin mutfağında kahve içerken resim atmış. Saçlar yapılmış ful makyaj yüzünde, ya mübarek sen yirmi dört saat makyajla mı dolaşıyorsun? İnsan evine girince çeker pijamalarını giyer yün çoraplarını saçını başını dağıtır, yayıldıkça yayılır. Yok bunlar sosyal medyaya resim atacaklar ful aksesuarlı giyinir poz verirler.

Kusura bakmayın kızlar doğruya doğru olmuyor bu haller, olan var olmayan var, alan var alamayan var. Azıcık dikkatli olun. Bakın Almanya’da bir grup bilim adamı sosyal medya takipçileri üzerinde bir araştırma yapmışlar ve sosyal medya  çılgını insanların bunalıma girmeye çok yatkın oldukları ortaya çıkmış. İşte bu insanların vebali paylaştığınız o resimlerde ve tabi ki sizde, ay olur mu öyle şey demeyin bilim yalan söylemez. Sen İstanbul travestilerinden Azra, gitmişsin şık bir mekana yediğini içtiğini resimleyip koymuşsun. Sivas travestilerinden Ayda evde yalnız başına otururken görmüş resmi beni aradı. Herkes gezmelerde biz evde pinekliyoruz diye ağlıyor. Yok tabi Sivas’ta o saatte açık mekan gidemiyor kızcağız. Sen resim paylaştıkça ağlayan sayısı artsın mı istiyorsun. Hem yok mu daha akılcı paylaşımlarınız.

Dünyanın bir yerlerinde insanlar açlık ve sefalet çekiyor, birilerin umurunda değil. Milenyum çağında fındık kabuğunu doldurmayacak konulara kafa yoruyoruz. Paylaşın güzel bir yazı okuyalım. Paylaşın güzel bir fikir destek olalım. Yoksa bize ne sizin nerelerde gezdiğinizden, aklıma gelmişken kapatın o telefonlarınızın konum bildiren zımpırtılarını da gidemeyenler bunalıma girmesin.Okuduğunuz bir kitabı paylaşın hatta bize özet geçin kitaptan ya da ne bileyim bir dernek paylaşın biz de uygun görürsek katılalım.

Ama olmaz değil mi? İlla son model sevgilinizle neler yaptığınızı sokacaksınız gözüme, Ayda evde ağlasın, sevgilisi olmayan hasedinden çatlasın. Sosyal medya çılgınlığı bu olsa gerek, çıldıran travesti ve kafayı yiyen arkadaşları. İşin kısası yapılan bu araştırma gerçekten doğru arkadaşlar sosyal statünün ve maddi kazancın arasında uçurum olan insanlar aynı mecrada buluşunca, kendi yapmak istediklerini başkalarının yaptığını görünce bir kriz yaşanıyor. O yüzden lütfen biraz dikkatli olalım paylaşımlarımızda empati kurmak ve başkalarını da düşünmek bizim insanlık görevimiz. Sevgiyle kalın.