Obsesif Kompülsif travestinin hikayesi

Kış aylarında malum hepimiz gribal enfeksiyonlara yakalanırız. Basit hastalıklar da geçirebiliriz. Ama ev arkadaşınız takıntılı bir obsesif ise aman sakın hasta olayım demeyin. Bizim Ankara travestilerinden Zade, kendine mikrop bulaşmasından o kadar çok korkar ki, evine hasta ya da nezle grip olmuş hiç kimse giremez. Önceleri bunu mahsusu yaptığını zannediyorduk aman bizden sıkılınca evine almamak için bahaneler üretiyor diyorduk. Sonra bize doktordan aldığı raporu gösterdi evet maalesef sevgili arkadaşımız bir takıntı hastasıymış.

Sizin de etrafınızda eminim buna benzer takıntıları olanlar vardır. Evden çıkarken kapıyı kapatıp kapatmadığından emin olamadığı için defalarca eve geri dönenler, ocağın altı açık kaldı korkusuyla işine geç kalanlar, ütüyü prizde unuttuğunu sanıp, rahatsız olanlar. Bu saydıklarımı pek çoğumuz yaşıyoruz ama bir de bunu takıntı haline getirdiği için evinden çıkamayanlar var ki işte asıl büyük sorun orada yatıyor. Maalesef obsesif kompulsif rahatsızlık hiçte öyle basit bir hastalık değil ve hastaların sosyal hayattan kopmalarına arkadaş ve iş çevrelerinin bozulmasına hatta toplumdan dışlanmalarına neden oluyor.

Hiç böyle biriyle karşılaştınız mı? Doğrusu benim etrafımda sayabileceğim birkaç tane var ve hepsinin de takıntıları birbirlerinden farklı. Bursa travestilerinden bir arkadaşım, temizlik takıntılı mesela ne zaman evime gitsen dip köşe temizlik yaparken buluyorum onu. Biz onun adını titiz Nejla koyduk bu yüzden. Biz travestilerin büyük bir kısmı birkaç arkadaş bir arada yaşar. Aynı evde yaşayan arkadaşlar arasında bu takıntı hastalığı olanlarla başımız belada, başta da anlattım ya, Zade bizi bu aralar eve almıyor neymiş grip olmuşuz ve her tarafa mikrop saçıyormuşuz. Onu da anlamak lazım gerçi, hiç kimse keyfinden takıntı sahibi olmaz. Mutlaka altta yatan bazı sebepler vardır bu hastalığa yol açan.

Aslında bu hastaların tedavisi telkin yoluyla yapılıyor sanırım en yakın zamanda Zade için bir randevu ayarlayacağız.İki günlük bir dünyada hasta olmayı, pis olmayı ya da kapıyı açık bırakıp bırakmamayı düşünmek yerine günü dolu dolu yaşamaya odaklanmak ve mutlu olmanın yollarını aramak lazım. Boşverin dünya sizin için dönsün. Sevgiyle kalın.

Sosyal medyada çıldıran travesti!

Ne garip bir şey şu sosyal medya denilen mecra, ne onsuz oluyor ne de onunla mutlu olmak.

Ne zaman sosyal medya hesabıma girsem, takip ettiğim insanların gezme tozma fotoğrafları, sanırsın insanlar dünyaya gezmeye gelmiş. Birine bakıyorsun evinin mutfağında kahve içerken resim atmış. Saçlar yapılmış ful makyaj yüzünde, ya mübarek sen yirmi dört saat makyajla mı dolaşıyorsun? İnsan evine girince çeker pijamalarını giyer yün çoraplarını saçını başını dağıtır, yayıldıkça yayılır. Yok bunlar sosyal medyaya resim atacaklar ful aksesuarlı giyinir poz verirler.

Kusura bakmayın kızlar doğruya doğru olmuyor bu haller, olan var olmayan var, alan var alamayan var. Azıcık dikkatli olun. Bakın Almanya’da bir grup bilim adamı sosyal medya takipçileri üzerinde bir araştırma yapmışlar ve sosyal medya  çılgını insanların bunalıma girmeye çok yatkın oldukları ortaya çıkmış. İşte bu insanların vebali paylaştığınız o resimlerde ve tabi ki sizde, ay olur mu öyle şey demeyin bilim yalan söylemez. Sen İstanbul travestilerinden Azra, gitmişsin şık bir mekana yediğini içtiğini resimleyip koymuşsun. Sivas travestilerinden Ayda evde yalnız başına otururken görmüş resmi beni aradı. Herkes gezmelerde biz evde pinekliyoruz diye ağlıyor. Yok tabi Sivas’ta o saatte açık mekan gidemiyor kızcağız. Sen resim paylaştıkça ağlayan sayısı artsın mı istiyorsun. Hem yok mu daha akılcı paylaşımlarınız.

Dünyanın bir yerlerinde insanlar açlık ve sefalet çekiyor, birilerin umurunda değil. Milenyum çağında fındık kabuğunu doldurmayacak konulara kafa yoruyoruz. Paylaşın güzel bir yazı okuyalım. Paylaşın güzel bir fikir destek olalım. Yoksa bize ne sizin nerelerde gezdiğinizden, aklıma gelmişken kapatın o telefonlarınızın konum bildiren zımpırtılarını da gidemeyenler bunalıma girmesin.Okuduğunuz bir kitabı paylaşın hatta bize özet geçin kitaptan ya da ne bileyim bir dernek paylaşın biz de uygun görürsek katılalım.

Ama olmaz değil mi? İlla son model sevgilinizle neler yaptığınızı sokacaksınız gözüme, Ayda evde ağlasın, sevgilisi olmayan hasedinden çatlasın. Sosyal medya çılgınlığı bu olsa gerek, çıldıran travesti ve kafayı yiyen arkadaşları. İşin kısası yapılan bu araştırma gerçekten doğru arkadaşlar sosyal statünün ve maddi kazancın arasında uçurum olan insanlar aynı mecrada buluşunca, kendi yapmak istediklerini başkalarının yaptığını görünce bir kriz yaşanıyor. O yüzden lütfen biraz dikkatli olalım paylaşımlarımızda empati kurmak ve başkalarını da düşünmek bizim insanlık görevimiz. Sevgiyle kalın.

 

Güneş Tutulması

Bugün tarihi anlardan birini daha görebilmenin hem mutluluğunu hem de buruk bir acısını yaşıyorum. Ay’ın Güneş’in önünden geçmesi beklenen bugünde uzman görüşlerini dinlediğimde içimde acaba tsunami ya da deprem tehlikesi yaşarmıyız demeden edemiyorum. Büyük Marmara depremini yaşayan biri olarak,ne zaman bir doğa olayı yaşansa içimde hep bu korku beliriyor. Dünyanın uydusu olan Ay’ın hiç işi yokmuş gibi Güneş’in önünden geçmesi bizleri biraz karanlığa boğsa da işin güzel taraflarına kafa yorup, o kötü anıları geri plana itmeye çalışalım. Güneş tutulması zodyağın ucu olan Balık burcunun 29º oluşacak. Ülkemizin kuzeyinden çıplak gözle seyredilebilecek o yüzden saatler 11.57′i gösterdiğinde gözünüzü gökyüzüne dikip, bu ana bizzat şahit olabilirsiniz. Güneş tutulmaları eski defterleri kapatıp yeni sayfalar açmak için harika zamanlardır. Bu kozmik olaya her yıl iki kez şahit oluyoruz. Güneş tutulması ile birlikte Koç burcunda olanların ayları başlayacak. Ruhsal ve fiziksel olarak çiçek açmanın vakti geldi çünkü bu tutulma baharın da müjdesi. Tutulma su grubuna ait bir burçta olduğu için suyla ilgili yüksek riskleri de beraberinde getiriyor. Su grubu burçlarının daha dikkatli davranması gerektiğini hatırlatmak isterim. İstanbul travestilerinden Bahar, yükseleni Akrep olduğundan bu yeni dönemle birlikte aşk yılına girmenin mutluluğunu yaşarken, Bursa travestilerinden Ceylin o kadar şanslı değil. Çünkü yükseleni Boğa burcuymuş.Çünkü astrologlar yükseleni Boğa olanları arkadaşları konusunda uyarıyor sanırım arkadaş kazığı yememek için arkadaş listesini gözden geçirmesi gerekecek. Yükseleni Terazi olanlar için diyet zamanı hadi fazla kilolardan kurtulun. Benim gibi yay burcunda olanlar ise ev de tamirat yapmaya ya da yeni bir eve taşınmaya hazır olun. Bu bahar ile birlikte evinizdeki eski eşyalarınızdan kurtulmanın tam vakti. Yükseleniniz Balık’sa kendinizi baştan yaratın! Başkaları üzerinde derin bir ilk izlenim oluşturacaksınız. Tüm gözler, ruhunuzdaki sırra erişmeye çalışacak. Kendinizi sakın hafife almayın. Bırakın da hak ettiğiniz değeri evren size göndersin. Enerjiyi kucaklayın. Astronomiye inanıyorsanız bu söylenenleri hafife almayıp, kendinize çeki düzen verseniz iyi olur. Şayet fala inanma, falsız da kalma diyenlerin yanındayım ben, hayatıma yön verirken burcumun söylediklerine bakmadan edemem. Önümüzdeki altı ay hayatınıza neşe, sağlık ve mutluluk getirsin canlarım hoşcakalın.

Hayattan ne bekliyoruz

Ben çocukluğumdan beri ailemin beni her düşünceli gördüğünde sorduğu sorunun cevabı olmak istedim; yani mutlu

Mutlu olmak istiyorum derdim, büyüyünce ne olacaksın diyenlere saçmalama mutluluk bir kariyer değil deyip gülerlerdi. Oysa en güzel kariyerin mutlu olmak olduğunu mutsuz olanlar bilirlerdi. Ağlamak, acıklı şiirler, şarkılar yazmak kolaydır ama mutluluğun tanımı bile yapılamıyor.

Dünyadan bir şeyler anlamaya başladığımız yaşlara geldiğimizde illa bir meslek seçmek zorunda bırakılıp, en önemli şeyin es geçildiğine tanık oldunuz mu? Ben oldum. Sanki hayat güzel bir meslek sahibi olunca bayram yerine dönecekmiş gibi eğitilmedik mi hepimiz? Olmadı bak, sen onca zahmet verip, onların istedikleri kalıplara girdin yine de mutluluğu bulamadın. Oysa daha küçükken başlasaydın kendine mutlu olma telkinlerine, belki de şimdi mutlu bir hayat sürecektin. Hayattan ne bekliyoruz gerçekte; çok para, yakışıklı bir koca, kocaman şahane bir villa, son model bir araba hadi hepsi senin oldu diyelim peki şimdi mutlu musun? Bu sorunun cevabını düşünüyorsan hiç yorulma dünya üzerinde yaşayan pek çok insan gibi sen de mutluluktan nasibini almamışsın.

Mutlu olmanın yolu kendine önem vermenden geçiyor. Bu dünyadaki en değerli kişi sensin, her şeyin en iyisini sen hak ediyorsun. Ben her gittiğim yerde bu sözleri sıkça tekrar ettiğim için İstanbul travestileri arasında kendini beğenmişe çıkmış adım, varsın öyle bilsinler, ben beni bilenlerle yoluma devam ederim. Çünkü kendine önem vermek illa ukalalık değildir, bir insan kendine ihtimam gösterdiği ölçüde çevresine de ihtimam gösterir. Dünyada paranın satın alamayacağı bir duyguyu yaşamanın en kolay yoludur ihtimam göstermek. Bakın etrafınıza size değer veren önem gösteren kişiler sadece dostlarınızdır. Demek ki, önemsenmek mutlu ediyor insanı, sırf bunun için ukala, kendini beğenmiş denecekse size varsın desinler. Zaten sizi mutsuz eden, sizin iyiliğinizi istemeyen kişilerden hayır gelmeyecektir. Atın onları bir kenara ve yeni kariyerinize odaklanın mutlu olmak için mutlu edin insanları, değer görmek için değer verin insanlara, hayatta istediğiniz ne varsa mutluluktan geçiyor. Tatlı bir gülümsemenin, küçük bir busenin açamayacağı kapı yoktur. Siz inanmayın paranın her kapıyı açtığına, değeri hiç azalmayacak olan gülümsemeyi dağıtın hem de bedavaya. “Sevdiğin kadar sevilirsin” demiş ünlü şair, hayattan ne bekliyorsanız sizlerin olsun. Hoşcakalın.

İnsanı insan yapan değerler

Yaşadığımız en zor anlarda bile bizi biz yapan ve ayakta tutan değerlerimiz vardır. Dünya üzerine başka hiçbir canlıya verilmemiş olan ve sadece bize özel yaratılmış bu değerler sayesinde hayatımıza bir yön veririz. Herkesin en üstte tuttuğu sıkıca sarıldığı değerler farklı olsa da mutluluk ve acı karşısında hep aynı tepkileri veririz. Mesela cinsiyet eşitliği ve adalet benim en önde tuttuğum asla ve asla başka hiçbir maddi değerle değiştiremeyeceğim en önde gelen kaidelerimdir. Bir çiftçi ya da sanayici için üretim bir hukuk adamı için adalet, bir hayvan sever için vicdan ne ise benim için de eşitlik odur. Dünyanın pek çok ülkesinde kabul gören etik değerler arasına girmeyi başaran fakat az gelişmiş ülkelerde hala tartışılan cinsiyet eşitliği kültürlerle veya öğrenilmiş çaresizlikle endekslenemez. Bir erkeğin yaptığı her şeyi yapabilen kadın olmak değildir eşitlik, aynı haklara ve aynı özgürlüğe sahip olabilmektir. Gece yarısı taciz edilmekten korkmadan sokaklarda dolaşmak, sarhoş olup nara atmak bir erkeğin hakkıysa benim ve tüm travesti kardeşlerimin de hakkı olmalıdır. İnsan birinci sınıf, ikinci sınıf diye ayrılamaz insan sadece insandır. Cinsiyetini önemsemeden herkese eşit ve adil davranmaktır. Bursa’da yaşayan bir grup travesti sırf evlerine geç geldikleri için apartman yönetimi tarafından kapı önüne konulmak isteniyorsa eve geç gelen her erkeğin de aynı muameleyi görmesi gerekmez mi? Bursa travestileri bu duruma ne kadar isyan ederse etsinler haklılar çünkü adalet herkes için eşittir. Temel değeri yardımseverlik olan bir insanı herkese yardım etiği için ya da temel değeri tevazu olan birini başkalarına hava atmıyor diye suçlayamazsınız. Tıpkı kadını kadın, erkeği erkek, travestiyi travesti olduğu için suçlayamayacağınız gibi… Mevlana der ki: “Ey insan, sen görünüşte maddi varlığınla ‘küçük bir alemsin’. Fakat manen gerçek varlığınla ‘büyük bir alemsin’. Dışarıda değil, aradığını kendi içinde ara.” Öyleyse gelin değerlerimize sıkıca sarılalım insan bu dünyada bir kez yaşıyor ve bunu başkalarının değer yargılarına ayak uydurarak elalem ne der diyerek yaşamamalıdır. Hayat her şeye ragmen yaşamaya değerdir ve sizi siz yapan değerlerinizle barışık mutlu bir hayatı sizin kadar hak eden başka bir canlı yoktur. Saygı ve sevgilerimle.

Sanal bağımlılık

İnternet ne zaman hayatınıza girdi hatırlıyor musunuz? Peki internet olmadan önce ne yapıyordunuz? Pek çoğumuz eminim bu soruların cevabını düşünmeye başladı bile ama fazla düşünmeyin çünkü bulamazsınız.

Sanal bağımlılık insanı farkına varmadan kendisine öyle bir bağlıyor ki artık onsuz yaşamayacağınızı düşünüyorsunuz. Örneğin birkaç saat elektrikler kesilse ve internet bağlantınız olmasa elinizi kolunuzu koyacak yer bulamıyor sudan çıkmış balığa dönüyorsunuz çünkü siz tam bir sanal bağımlısınız. Önce birkaç saat ile başlayan kullanım bir süre sonra sekiz on saatlere çıkıyor hatta tüm hafta sonu ve akşamlarınızı ele geçiriyor. Günlük hayatın ihmal edilmesi sorumlulukların yerine getirilmemesi ile de tehlike çanları çalmaya başlıyor.

Benim de internettin başından ayrılamadığım günler oluyor tabi mesela bir ayakkabı almaya karar verdiğimde mağazaları tek tek dolaşmak yerine internet sitelerine girip, öncelikle ne alacağıma karar veriyorum. Alışverişe çıkmadan önce bunu yapmak alışkanlık haline geldi. Birkaç arkadaşım işi biraz daha ileri götürüp cep telefonlarının açılış sayfalarına bu alışveriş sitelerini sabitlemişler İstanbul travestilerinden Azra’nın telefonu açılır açılmaz bir site karşınıza çıkıyor iğneden ipliğe her şeyin satıldığı bu sitede yok yok. Eğer beden ölçülerinizden eminseniz hiç sokağa çıkmadan istediğiniz elbise kapınıza kadar geliyor.

Bu alışveriş sitelerinin bağımlısı olan Ankara travestilerinden, İzmir travestilerinden pek çok arkadaşım var ama ben sadece içlerinden Karaman travestisi Seyda’yı anlıyorum çünkü onların memlekette bir çok mağaza olmadı için internetten alış veriş yapmak zorunda kalıyor. Oysa İstanbul’da nereyse bütün mağazaların şubesi varken bu internetten alışveriş çılgınlığını anlamam mümkün değil gibi görünüyor.

İnternet bağımlılığı kişilerde asosyal olmayı tetiklediği için bir hastalık olarak görülmeye başlandı ve bunun önüne geçmek için bir psikiyatri bölümü bile açıldı. Özellikle cep telefonlarında internet kullanımının artması ile birlikte yolda, arabada, işyerinde sürekli cep telefonuyla internete bağlanan kişilerin gerçek hayatla bağlarının koptuğu hatta dış dünyadaki olayları tam olarak kavrayamadıkları açıklandı.

Bağımlılık türüne bakılmaksızın bir hastalık belirtisidir ve kişilerin bütün bağımlılıklarından bir an önce kurtulması gerekmektedir. Benim de bir internet bağımlısı olmama neden olan sanal oyunların çekiciliği neredeyse yeme ve içme alışkanlıklarımın bile değişmesine neden oldu. Artık daha az uyuyor ve daha az yemek tüketiyorum en kötüsü de normal hayatın zorunlu kıldığı işleri çarçabuk yapıp, bir an önce internete girmenin yollarını arar oldum. Maalesef bu hastalık tüm dünyayı sardı ve hepimiz o internet kutularının tutsağı olduk. Sevgiyle kalın.

Aşk cinayetleri

İnsan aşık olduğu kişiyi öldürür mü? demeyin çünkü yapılan araştırmalar kadın ölümlerinin birinci nedeninin aşırı sevgiye dayalı kıskançlık olarak açıklıyor. Shakespeare’in ünlü oyunu Othello’da karısını deli gibi seven bir adamın basit bir mendil yüzünden kıskançlık krizine girip sevdiği kadını boğarak öldürmesi anlatılır. Zaten bu bizim kültürümüze de çok uzak bir duygu sayılmaz.

Avrupa’da aşk cinayetlerinin adı Othello sendromu olarak bilinirken biz de aşk cinayeti olarak gazetelerinin manşetlerinde yer buluyor. Dünyanın neresine giderseniz gidin sevmeyenin umurunda olmayan ikinci erkek seven erkeğin hep umurunda hatta kininde gizlidir. Geçen yıl travesti bir arkadaşım da neredeyse aşk cinayetine kurban gidecekti. İstanbul travestilerinden Arzu ayrıldığı sevgilisinin telefonlarına cevap vermeyince adam adeta bir kıskançlık krizine girmiş ve arkadaşımın kapısına dayanmış. Neyse ki, evine çelik kapı taktıran arkadaşımın kapısını kıramayan kıskanç eski sevgili krizden çabuk çıkmış ve olay büyümeden sonlanmış.

Othello sendromu sadece erkeklerde görülen bir rahatsızlık olarak düşünülmesin aslında kadınlar bu sendromunun en birinci magduruymuş. Sürekli aldatılma korkusuyla yaşayan kadınlar kafalarında kurdukları hayali aldatılma senaryolarını gerçek zannederek bir süre sonra klinik vaka haline geliyormuşlar. Eğer giydiklerinize, takıldığınız arkadaşlarınıza, gezdiğiniz yerlere karışan bir eşiniz varsa bu sendroma yakalanmış olma olasılığı yüksektir.   İzmir travestilerinden Banu yaşadığı bir olayı anlatırken erkek arkadaşının bu sendromu en yüksek seviyede yaşadığına kanaat getirdim. Banu ,pencereden bile baksa olay olduğunu telefonlarına gelen mesajları bile erkek arkadaşının kontrol ettiğini hatta daha da ileri giderek yatak çarşaflarına işaretler koymaya başladığını anlattı, adamın şerrinden korktuğu için bir süre şehri terk edip, Ankara’da yaşadığını ve izini kaybettirdiğini söyleyen Banu’nun yaşadığı dehşeti gözlerinden okumak mümkündü.

Bu hastalığın en büyük nedeni ise özgüven eksikliği olarak açıklanıyor. Kendine güveni yetersiz olan kişilerin başkalarına da güvenmekte zorluk çektiği bu nedenle bir dedektif gibi davranışlar sergilediğini belirten psikologlar bu kişilerden uzak durmak gerektiği konusunda da hem fikir, çünkü kriz anında gözleri hiç bir şey görmeyen bu kişiler sevgi  ve aşk uğruna gözünü kırpmadan cinayet işleme eğilimine sahipler. Üstelik hasta olduklarını kabul etmeyen bu kişiler tedavi olmakta da geç kalıyor ve ortalıkta ayaklı cinayet makinesi gibi dolaşabiliyorlar. Siz siz olun sevdiğiniz kişide bu ve benzeri belirtiler görürseniz arkanıza bile bakmadan o kişiden uzaklaşın hayatınız aşkınızdan daha değerlidir.

Yok aslında farkımız

Hiçbir insan bir diğerine benzemeyen özellikler ile dünyaya geliyor hepimiz insanız ama farklı kişiliklere sahibiz. Farklı olmamız aslında özgün olmamızı da beraberinde getiriyor.
Hayatımızın her döneminde farklılıklarını ortaya çıkarmak için çabalayan insanlarla mutlaka karşılaşırız. Daha küçücük bir bebekken fark edilmek için ağlama güdüsünü kullanırız. “Ağlamayan çocuğa meme yok” deyimi de buradan çıkmıştır. Öğrenilmiş çaresizlik dediğimiz bu duygudan kurtulmak isterken birden marjinal oluveriyoruz. Yaz ortasında bot giyen arkadaşlarınız mutlaka vardır hatta belki de o marjinal sizsinizdir. Benim tanıdığım bir tane var mesela İstanbul travestilerinden Esra farklı görünmeye bayılır ve bunun için çok da çaba harcar. Saçlarını en son buz mavisi rengine boyayıp uzun bir süre öyle dolaşmıştı. Sokakta yürürken bir gören dönüp bir daha bakıyordu.
Bir de sırf ekran önünde göründükleri yani ünlü oldukları için marjinal olmaya çalışan insanlar var bir psikolog bu durumdaki ünlüler için şöyle bir açıklama yapıyor. “Burada ya kişiler narsistik yaralanmalarını iyileştiriyor ya da histrionik bir durumda ilgiyi üzerlerinde tutarak ‘ben’lerini iyileştiriyorlar” aslında ne demek istediğini anlamadım ama bence sadece farklı olmaya ve kendilerinden söz ettirmeye çalışıyorlar. Şöhreti taşımak sanıldığı kadar kolay bir iş değildir öyle elinize geçen bir kıyafeti üzerinize geçirip sokağa fırlayamazsınız çünkü üzerinizde milyonlarca göz sizin her yaptığınızı eleştirmek için hazır bekliyordur.
Buna benzer marjinal olma isteği sıradan insanlarda da görülebilir, marjinal olmak için yaşanılmış ya da yaşatılmış bir çocukluk dönemi yeterli olabiliyor. Tıpta narsist bozukluk olarak adlandırılan bu durum, sürekli beğenilme isteği, sınırsız zeka ve güç isteği, kibirlilik ve kendini bulunmaz hint kumaşı zannetmek gibi duyguların ortaya çıkmasıyla kendini ele veriyor. Narsizm erken dönemde fark edilmezse ve kronikleşirse tedavi oldukça zor olabiliyor.
Ama illaki her marjinal bu hastalığa yakalanmış diyemeyiz. Bunların içinde kendine özgün giyinmeyi seven insanlarda vardır. Örneğin Ankara travestilerinden Sanat, kimsenin beğenip giymek istemediği bir şapkayı kendine uyarlayıp farklı bir tarz yaratır ve bir davete o şapkayla katılır bunu yaparken amacı dikkat çekmek değil kişiliğinde yatan yaratıcılığı ortaya çıkarmaktır.
Histrionik Bozukluk denilen ilgi odağında olmadığınızda rahatsızlık duyma ya da narsistlik hastalığı yaşamıyorsanız yok aslında birbirimizden farkımız kısacası başkalarına benzememeyi kim sevmez ki? Biraz marjinal olmaktan kimseye zarar gelmez. Saygılarımla.

Aşkın kimyası

Eş seçerken sadece görsel güzelliğin yetmediği işin içine kimyanın ve fiziğin de girdiğini biliyor musunuz? Şimdi nereden çıktı bu lise ders kitabı gibi konuşmalar demeyin. Bakın erkekler ve kadınlar kendilerine eş seçerken nelere dikkat ediyorlar.

İnsan bedeni iki eşit parçadan yaratılmış gibi dursa da aslında bedenimizin bir yanı diğer yanıyla tamamen aynı değil yani maalesef simetrik değiliz. Üzülmeyin hepimiz bu konuda biraz kusurluyuz. Erkeklik hormonu fazla olan erkeklerde vücut hatları daha keskin, sivri ve sert kenarlı iken, kadınlarda küçük ve yuvarlak yüz , dar alın, ufak tefeklik tercih ediliyor. Neden bilinmez ama erkek beyni bu modelde olan kadınların kendilerine daha sağlıklı bir nesil sunacağını düşünüyorlar. Zaten eş seçimi de en çok beyinde biten bir kavram, beynimiz tamam dediği zaman gözümüzün gördüğünün bir önemi kalmıyor.

Erkekler bir kadının fiziğine bakarken ince beline ve geniş kalçalarına mutlaka dikkat ediyor hatta bazen bu yaptığının kendisi bile farkına varmıyor. Dediğim gibi bu olay sadece doğru kimyayı eşleştirmek için canlılara verilmiş bir özelliktir. Ankara’da yaşayan travesti Sanat yakın zamanda bel bölgesindeki fazla yağları aldırdı hatta bu operasyonu geçirmiş Adana’da, istanbul’da, Bursa’da tanıdığım pek çok travesti var. Galiba ince belli olmak beğenilmek için şart doğrusu benim de belim oldukça ince sayılır. Belim ince olmasına rağmen balık etli bir travesti olduğum söylenir çünkü erkekler konuşurken zayıf kadın deseler de her zaman balık etli kadınları tercih ederler.

Eş seçerken fizik ve kimya alanında kokudan da yararlanırız. Ten kokusu en az fiziği görünüm kadar önemlidir. Bu kokuya feromen deniliyor ve pek çoğumuz bu kokuyu hissetmeden algılıyoruz. Yanlış eş seçmemek için kokulara da dikkat etmemiz gerekiyor yani, kısacası eş seçiminde biz bilmesekte bizi doğru kişiye doğru çeken görünmeyen güçler var. Kimyanın uyuşmuyorsa eşiniz ne kadar güzel ya da yakışıklı olursa olsun bu ilişki yürümüyor.

Vücudu simetrik olan erkeklerde feromen kokusu daha fazla olduğundan üçgen vücutlu bir erkek gördüğümüzde gözlerimizi ondan alamıyoruz. Demek ki neymiş bir kadının kalbini fethetmenin yolu spor salonlarından geçiyormuş. Hadi bakalım beyler çalışın.

Aşk kapıyı çalınca

Bugüne kadar mutlaka aşk duygusunu bir kez de olsa yaşamışsınızdır. Aşk insanın başına öyle çok gelen bir duygu değildir. Ömrünüz boyunca strese defalarca girip çıkarsınız ya da başka duyguları sayısız kez yaşarsınız ama aşk o duygular kadar kolay bulmaz bizi, aşkın insanı hayatı boyunca sadece dört kez yakaladığı varsayılır. Bazen aşkınızın farkına bile varmazsınız özellikle başka biriyle birlikteyseniz sadakat devreye girer aşk kapıdan uçup gider.

İngiltere’de bu konuyla ilgili yapılan anketin sonuçlarına göre aşk kapımızı dört kere çalarmış. Ortalama 200 kişi üzerinde yapılan anket sonuçları katılımcıların altıda birinin ilk aşık oldukları kişilerle evlendiğini, on kişiden birinin ise ikinci aşık oldukları insanla evlendiği sonucuna ulaşmıştır. Yabancı dergileri okumaya bayılan İstanbul travestilerinden Aysıma, bu anketin batı dünyasında yaşayanlara uygun olduğunu ancak biz Türkleri kapsamadığına inanıyor. Belki de öyledir ama ben bize de bire bir uyduğunu düşünüyorum. Hayatının aşkını bulanların yüzde altmış biri sevdiği kişi ile evlendiği halde mutluluğu bulamamış. Kısacası ayrılmak zorunda maalesef kalmış aşk her zaman mutluluk getirmiyor.

İlk aşk deneyim yaşı ise ortalama yirmi ile otuzlu yaşlar yani gençlik yılları, eğer hala bu yaşlardaysanız ve hiç aşık olmamışsanız ilk aşkınızı aramaya hemen başlamalısınız yoksa kırklı yaşlara kadar onunla tanışma şansınızı elden kaçıracaksınız. Anketin beni hiç şaşırtmayan sonucu ise kişilerin genellikle aşk deneyimlerini ayını işyerinde çalıştıkları insanlarla yaşamış olmalarıdır. Bizde bu eğer okul sıralarında olmamışsa mutlaka iş yerinde gerçekleşir.

Aşk kapınızı çaldığında onu bir kez içeriye alırsanız devamı mutlaka gelecektir. Aşkı yaşayan insanlar bu duyguyu yeniden yaşamak için can atarlar. Ben aşk konusunda fikir almak için Adana travestilerine, Ankara travestilerine ve güzelleriyle meşhur İzmir travestilerine bir anket uyguladım. Bulduğum sonuç evet tahmin ettiğim gibi biz ilk aşkı okul sıralarında yaşıyoruz üstelik en platonik olanından bir aşk bu, çünkü karşı cinse açılma şansını bir türlü bulamıyoruz sanırım bu da bizim yetiştirilme tarzımızdan kaynaklanıyor.

Daha ilkokul sıralarında başlayan ve sonunda mutlu bir birliktelikle biten aşkları sadece filmlerde izleme şansımız oluyor. Gerçekte olan ise kalbimizde ince bir sızı ile ona elveda dememiz. Herkesin aşkı bulması dileğiyle hoşçakalın.