Yeni travesti sitelerimiz için şehirler bölümü

Travesti modellerimizi görmek için şehirleri seçerek ve yönergeleri takip ederek ilerleyebilirsiniz. Gerçek modeller için travesti kelimesine tıklayınız

sakarya travestileri izimit modellerimiz için kocaeli travestileri tıkla ve diğer şehirlerden samsun travestileri tatil yörelerimizden bodrum travestileri ve marmaris travestileri ve akdeniz bölgesinden antalya travestileri diğer az model bulunan illerimizden ısparta travestileri tam karadeniz bölgesi sayılmasa da bolu travestileri Bu arada en çok modelimizin bulunduğu istanbul travestileri ve onların ilçelerinden şişli travestileri ile beylikdüzü travestileri istanbulun önemli semtlerinden bakırköy travestileri, birde istanbulun anadolu yakası olan anadolu yakası travestileri gibi illerimizi görmek için şehirlere ve bölgelere tıklayınız. Tüm modelleri görmek için girdiğiniz sitede modeller bölümüne veya oradaki şehirlere tıklayarak görebilirsiniz. Ayrıca anadolu yakası travestileri diğer linki, Birde alanya travestileri ile güneye inersek hatay travestileri diğer adıyla iskenderun travestileri, daha yukarıları çıkarsak balıkesir travestileri en yukarılarda çorlu travestileri, daha doğuya gidersek eğer malatya travestileri ile öne çıkan şehirlerimiz için siteye gidiniz.

Travesti Siteleri olmak zorundamı?

travesti
travesti siteleri olmak zorundamı?

Türkiyede bir çok ilde travesti arkadaşlarımız bulunmakta. Bu şehirlerin başında en çok
istanbul Travestileri, Ankara Travestileri, Bursa, Antalya Travestileri, Marmaris, Şanlıurfa, Alanya, Konya, Bodrum, Eskişehir, Tekirdağ, Bolu, Hatay, Sakarya, Fethiye, Gebze, Kocaeli, Adana, Sivas, Afyon, Trabzon, Gaziantep, Uşak, Ordu, Van, Sinop, Çanakkale, Samsun, Balıkesir, Diyarbakır, Didim, İstanbul-Anadolu Yakası, Kuşadası, Denizli, Kayseri, Tokat, Mersin, İzmir, Kahramanmaraş gibi iller gelmektedir. Bu kadar ilde travesti bulunmakta iken neden internet sitelerinde travesti olmasını engelliyorlar anlamış değiliz. Bu travestiler daha önce yokmuydu? tabiki varlardı ve daha çok göz önündelerdi. Şimdilerde internette oldukları için dışarda fazla görmemektesiniz. Son zamanlarda sitelerin sıklıkla kapanmaya başlamasından dolayı, istanbul E5 karayolunda sıklıkla rastlamaktasınızdır. özellikle beylikdüzüne doğru akşamları arabanızla gidiyorsanız, karşılamanız mümkündür, tabiki harbiye, şişli, avcılar, fındıkzade, mecidiyeköy, kartal, üsküdar, kadıköy, şirinevler, halkalı, bakırköy, aksaray gibi semtlerde de görmeniz mümkündür. Temennimiz arkadaşlarımızın Türkiyede seks işçiliği yerine, aktif görevlerde bulunacağı görevler de, meslekler de görmek fakat bu şimdilik mümkün değil.

 Sağlık o kadar uzak değil

Sağlıklı bir hayat yaşıyorum sanıyorsan bir daha düşün derim. Pazardan organik sandığın sebze meyveleri alıp ne olduğu belli olmayan kaplarda pişirip yediğin zaman sağlıklı olmuyorsun sadece kendini kandırıyorsun. Unutma teknoloji sana sağlık değil ölüm ve zehir getiriyor. Bu İclal de kafayı yemiş ya ne yapacaktık diyorsanız anlatayım önce o deterjanlardan, şampuanlardan kimyasal yollarla üretilen konservelerden vazgeçin şekeri yanş beyaz zehiri hayatınızdan çıkarın. Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin. Fastfood un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, 3 katlı burgerleri yuvarlıyordun. Burger yemeyi çok seven İstanbul travestileri kusura bakmayın dost acı söyler evinizde bir tarhana kaynatıp içseydiniz daha sağlıklı olacaktınız. Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin. Sobayı attın evine klima soktun. Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun. Sonuç: yıl 2016 ve sokaktaki her 10 kişiden 3 ü kanser. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin. Evde basitce kostik ve zeytinyağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün ‘bu daha da iyi!’ diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın. Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun. Sonuç en çok ölüme neden olan o amansız hastalık akciğer kanseri değil mi? Çamaşırlarını borax ve karbonat karışımı ile yıkayıp yumuşatıcı gözüne elma sirkesi koyarak muhteşem bir temizlik elde edeceğini umursamadın. Ama en kötüsü hep şekerdi sen ne zaman vazgeçmeyi düşünüyorsun artık dur demeyeceksin mi kendine hadi şimdi başla daha fazla geç kalma sağlığa bir adım at sen de katıl sağlıklı günlere koşan insanlara seni bekliyoruz. Haydi geç kalma gel şekersiz ama tatlı olacak söz veriyorum İclal.

 

 

Özgürlük bir ağaç gibi

Özgür olmak bir ağaç gibi hür demiş şair burada ne benzetmesi yapmış neden insan değil de ağacın özgür olmasından bahsetmiş hiç düşündünüz mü?  Ben meraklı bir insan olduğumdan bu konuya da biraz kafa yordum. Hatta konuyla ilgili Ankara travestilerinden Bade ile kritik bile yaptık ve vardığımız sonuç şu şekilde oldu. Ağaç ve orman ilişkisini kanımca bir nevi birey ve toplum ilişkisi olarak değerlendirebiliriz. Orman, ağacı var eden en güçlü ekolojik nedensel ortamdır. Toplum da insanın kendini birey olarak hissedebileceği en güçlü varlık nedenselidir. Benzerlik kadar farklılık da keskindir. Çünkü hiçbir ağaç ne ormanın farkındadır, ne kendi ormanını kuracak hayaldedir. Oysa insan farkındadır; insan, içinde var olduğu toplumsal sistematiği var eden ve işleten nedenselin kendisi olduğunun bilincindedir. Ağacın ve ormanın varlığı genelde dinamik ve kendiliğinden bütünsel ekolojik dengeler sistemine bağlıdır; insanın bireysel ve toplumsal varlığı emek ve sermayenin işbirliği düzenine bağlıdır. Ben insanların bu bağlam üzere kendi toplumsal dengelerini oluşturduklarını ve bu dengelerde yer yer bireyciliğin veya toplumculuğun ağır bastığını görüyorum. Oysa var oluş hakkının önceliği ne birey ne toplum içindir. İdeal olan çatışmasız biçimde birey ve toplum var oluşunu sürdürebilecek insanlık dengesini tutturmaktır. Yaşamak vicdan gibi tek ve hür ve merhamet gibi kardeşçesine diyebilmektir. Diyebilirim demesine de, vicdansız ve merhametsiz gerçekliği nereye koyayım? Her ne kadar bir gereksinim gibi durmasa da, onun var olma hakkı da sanırım doğanın diyalektik azizliğinin bir zorlaması. Ne işe yarar vicdan ve merhamet, olmasa vicdansız ve merhametsiz? Demek ki insanlık hünerinin amacı,  vicdansızı vicdanlı, zalimi merhametli yapmak olamaz; çünkü bu zıtların diyalektik var olma doğasına aykırı beyhude bir amaçtır. Doğada rekabet vardır ve bu doğal evrim yasaları içinde kendiliğinden cereyan etmektedir. Sanırım insanı doğadan ayıran nokta bu doğallıktan ayrı evrimleşebilir olmasıyla başlıyor: Doğal evrim yasalarının işlevsel sonuçlarını beklemeden, tarihi bilgi kaydı ve yaşam kültüründen oluşturduğu varoluş bilinciyle kendi yaşamsal ortam doğasını tasarlayabilir ve kurabilir olması insanın hem üstünlüğü hem de acizliği olabilmektedir. Bugün sanırım biraz felsefe yaptım İclal sana ne oldu demeyin kafayı yemedim sadece biraz oruç çarptı diyelim sevgiyle kalın.

 

Zeytin ve Zeytinyağının bilinmeyenleri

Zeytin ağacının yaprağı eski zamanlarda hastalık tedavileri için kullanılmaktaydı, özellikle sıtmaya karşı etkin bir rolü vardı. Yüksek tansiyonu düşürmesi bakımından da yaprağının çayı tüketilmektedir ve bunun gibi yaprağının da birçok faydası bulunmaktadır. Zeytin de yaprağı gibi şifa açısından oldukça zengindir. Bunlardan bazıları, kolesterolü düşürür veya kontrol altında tutulmasını sağlar. Kansere karşı önleyici özelliği vardır. Ayrıca kansere yakalanan hastalarda da kanserli hücrelerin yayılmasını engellemektedir. Bağırsak kanserinin ve göğüs kanserinin önlenmesinde de etkilidir. Zeytinin içerisindeki vitaminler çocukların kemik gelişimini de desteklemektedir. Özellikle siyah zeytin demir bakımından oldukça zengindir ve böylelikle kanda oksijen taşıyan kırmızı hücrelerin düzenli bir şekilde işlevini korumaktadır. Demir vücut sağlığı bakımından genel olarak çok önemlidir. Saç sağlığından tırnaklara kadar vücudun her bir yerinde demir en çok gereksinim duyulan maddelerdendir. Organların içinde demir gereksinimi oldukça fazladır ve demir siyah zeytinde bol miktarda bulunmaktadır. Zeytinin kalp sağlığını koruduğu yapılan araştırmalarla da desteklenmiştir. Bunun yanı sıra kolesterolü düşürerek damar tıkanıklığına engel olmaktadır. Kalp ve damar sağlığı konusunda etkin bir rol oynayan zeytin kalpteki ritim bozukluğunu düzene sokmaktadır. Zeytin memleketi olarak bilinen Balıkesir Ayvalık travestileri oldukça şanslılar sanırım en doğal zeytini tüketiyorlar. Bizim sofralarımıza gelen zeytin ise bir sürü işlemden geçiyor hatta ayakkabı boyası ile boyanmış zeytinleri bile yiyor olabiliriz. Zeytin yağı ise zeytine hiç bir kimyasal işlem uygulanmadan doğal yöntemlerle hamur haline getirildikten sonra sıkılarak elde edilen yağ çeşididir. Değişik yöntemler uygulandığı için her zeytinyağı natürel sızma zeytinyağı değildir. Düzgün ve bilimsel olarak sıkılan zeytinyağları uygun şartlarda yapıldığı takdirde, natürel sızmalığını korumaktadır. Bu nedenle zeytin toplama işlemlerinden tutun da sıkma işlemlerine kadar ince detayları bilmeli ve uygularken de dikkat edilmelidir. Ezik, çürük, hasar görmüş, beklenip yerden toplanmış zeytinler ile dalından özenle toplanmış sağlam daneler bir arada işlenmemelidir. Bu bilgileri de kendim için yazdım çünkü çok kısa zaman içerisinde zeytin işine girmeyi düşünüyorum en azından kendi yiyeceğim kadar zeytini üreteceğim bakarsınız bu işi becerebilirsem her yıl zeytin ve zeytin yağını da benden almaya başlarsınız. Sağlıklı günler dilerim İclal.

Sindirim sistemini hızlandırma zamanı

Yaz geldi artık şu kıştan kalma göbeklerden basenlerden kurtulma zamanıdır. İyi de siz öyle beslenme alışkanlıklarıyla nereye göbek eritiyorsunuz. Öncelikle beslenme yeme alışkanlıklarımızı bir değiştirelim bakalım. Öncelikle hayatınıza artık şu su içe alışkanlığını katın bakalım. En azından günde iki litre su içmeye çalışın bağırsaklarınız bayram etsin. Sindirim sisteminizin sağlıklı çalışabilmesi için yeterli miktarda su içmeniz çok önemli. Sonra sırada lifli gıdalara geçiş yapmak var. Lifli gıdalar deyince aklınıza o pahalı ekmekler gelmesin herkesin mutfağında bulunan kuru bakliyatlar bu görevi en iyi şekilde yerine getirirler. Mercimek, fasulye, nohut gibi kuru baklagiller lif açısından zengindir.
Baklagiller arasında en yüksek lif içeriği mercimek (1 bardak 16 gram) ve siyah fasulyede (1 bardak 15 gram).Lif söz konusu olduğunda bütün meyvelerin kraliçesi frambuaz! 1 bardağında 8 g lif içeriyor. Badem kalp dostu yağ, protein ve fiber içeriğinin yanı sıra iyi bir magnezyum kaynağıdır. Badem kalp dostu yağ, protein ve fiber içeriğinin yanı sıra iyi bir magnezyum kaynağıdır. Magnezyum, mide asidini nötralize eder ve dışkının bağırsaklarda hareketini sağlar. Bir avuç badem magnezyum ihtiyacınızın %25’ini karşılar. Ispanak, pazı, karalahana lif içeriklerinin yanı sıra bağırsaklarınızı hareketlendirmek için gerekli besinler içerirler: magnezyum (bağırsak kaslarının kasılmasına yardım eder), potasyum (sıvı dengesi ve kaslar için).Kefir yoğurdun neredeyse 10 katı daha fazla probiyotik bakteri içerir. Kefir sevmiyorsanız yoğurt veya çok tuzlu olmaması kaydıyla turşu gibi fermente sebzeler de tüketebilirsiniz. İçeriğinde A, B6, C vitamini ve bakır, çinko, demir, fosfor, kalsiyum, magnezyum, manganez mineralleri bulunmaktadır. Sindirim sistemimiz vücudumuzun en önemli işlevini yerine getiriyor bilmeniz lazım yoksa geçen yıl rahatsızlandığı için günlerce hastanede yatmak zorunda kalan Ankara travestilerinden Bade’nin durumuna düşersiniz. Özellikle önümüz Ramazan ve oruç tutarken kabızlık çekme sorunu yaşayabilirsiniz. Tedbirli olmakta fayda var. En iyisi orucu su ile açmak ve yanında lifli bir gıda yani hurma yemek bir de çok fazla yemeyin. Çok yemek sizi rahatsız edebilir. Sağlıklı günler dilerim aman kendinize iyi bakın sevgili dostlarım İclal.

Ceketler yine moda

Bu sene de yaz akşamlarının vazgeçilmezleri ceketler olacak gibi görünüyor. Özellikle şişik bel ve kol kısımlarında lastik olan ceketler çok moda gibi yoksa dolabınızda öyle bir ceketiniz yok mu? Demek ki alış veriş vaktiniz gelmiş. Hazır hafta sonu gidelim alalım. Hem değerli İstanbul travestilerinden ben de fikir alır kendime bir ceket alırım. Bu yeni tarz ceketler her stile uyabilen, günün her saatinde giyilebilen, terletmediği gibi kumaşının ipek olması nedeniyle de giyenin rahat etmesini sağlıyor. 70’lerde ünlülerin üzerinden çıkarmadığı, öğle güneşinin altında bile stiline dahil ettiği ipek bomber ceketlerle sıkça karşılaşacağınız gibi görünüyor. Ayrıca dev gibi çiçekleri olan, pullu işlemeli ceketlerde çok moda bana dediğim gibi yetmişleri hatırlatıyor bu ceketler eski Türk filmlerinden çok görmüştüm demek ki giymek de nasip olacakmış. Şimdilerde sadece dünyaca ünlü markalar değil, hızlı tüketim markalarının da vitrinleri süsleyen bomber ceketlerine göz attığınızda sadece ipek ya da desenli olmadıklarını, bunların yanı sıra dev çiçeklerle bezendiklerini, pullarla parıldadıklarını, işlemelerle gelecek sezonlara da etki edeceklerini görebilirsiniz. Ceketleri atın parçası haline getiren Kim Kardashian, Ellie Goulding, Olivia Palermo gibi ünlüler, bu ceket tasarımlarına sezonun trendi olarak bakmıyorlar. Bomber ceketlerin yükselişinde sportif stilin de çok büyük etkisi var. Ceketler özellikle mini bir elbise ya da kısa bustiyerlerle giyildiğinde hayli çekici duruyor. Lacivert, haki ve beyaz renkleri ile öne çıkan ceketler, katlı kesim elbiseler, örgü trikolar ve pijama pantolonlar sokakları arşınlıyor. Bana soracak olursanız özellikle şişman kadınlar bu şişme ceketlere çok sarkmasınlar derim çünkü iyice şişman gösterdiklerine eminim. En iyisi biraz kilolu olanlar daha yapışan tarz uzun ceketleri tercih etsinler. Sonuçta her modaya uymak zorunda değiliz zaten moda bence insanın kendine yakışanı giymesidir. 2016 yazının 70’lerin etkisi altına gireceğinin işaretleri uzun zamandır ortadaydı. Baharın ilk günlerinde bomber ceketiyle dikkat çeken model ve blogger Ferragni’nin arkasından Kendall Jenner, Gigi Hadid gibi modeller de bu akıma duyarsız kalmadı. Moda zaten önce ünlülerin üzerinde boy gösteriyor sonra onlarda gören bizler alıyoruz. Reklam yapmak da böyle bir şey işte sevgiler İclal.

Stres yapma

Stres yapmayın diye başlık attım ama işin doğrusu ben bile pek inanamadım. Nasıl olacak da bu Ülkede stressiz sinirsiz bir gün geçecek. Özellikle gelişen teknoloji hem iyi hem kötü etkiliyor bizi en başında stresin birinci nedeni diyebiliriz. Eski insanların basit hayatlarını özler olduk. Kendi yarattığımız düşmanlar bize meydan okurken onlarla savaşmak için bütün gücümüzü kullanıyoruz. Günümüzde, insanların değer olarak atfettiği birçok şey; insanın sonradan sahip olduğu ve sonsuza kadar onunla kalacağının garantisi olmayan şeylerden oluşuyor ne yazık ki… İnsanlara, en çok maddi değerlere göre saygı duyulan günümüz dünyasında, sahip olduğumuz değerleri elimizde tutmaya devam etmek, onları korumak bile başlı başına bir sorun ve stres kaynağı oluyor insan için. Maddiyatı elde ettiğimiz işimizi kaybetmekten çok korkuyoruz mesela çünkü para olmazsa bir hiç oluruz düşüncesine kapılıp gidiyoruz. Sanki para olmayınca değersiz görüleceğiz ki aslında biraz öyle olduk. Çalıştığımız iş değişebilir, maaşımız düşebilir, bize sosyal statü sağlayan evliliğimizin bitmesiyle prestijimizde bir azalma olabilir, işsiz kalabiliriz… Hayatımız, yalnızca birkaç gün içinde tamamen değişebilir! O yüzden, sahip olduğumuz maddesel değerler için sürekli kaygı duymanın ve korkmanın; olacak olanın “olmasına” engel teşkil etmeyeceği açıktır. Uyandığımız andan itibaren, birçoğumuz için günlük hayat maratonu başlıyor. Bu koşturmanın dozajı, büyük şehirlerde yaşayanlar için daha da yüksek oluyor: işe yetişme telaşı, günlük iş stresi, iş yerindeki kaçınılmaz rekabet, sorumluluklarımız, evde, iş yerinde ve diğer sosyal ortamlarda kendini doğru ifade edebilme çabası, yanlış anlaşılmaktan ne çok korkuyoruz. Çince ‘de stres kelimesi tehlike ve fırsat kelimelerinin sembollerinin bir karışımıdır. Bu sembole göre her problem, çözümünü de kendi içinde saklamaktadır. Stres altında olduğunuz her an enerjinizi hem yıkıcı hem de yapıcı olarak kullanma potansiyeline sahipsiniz demektir. Kısacası stres altında iken aslında en cesur olduğumuz her şeye gücümüz olduğu andır o halde bu durumu olumlu kullanmalı ve stresi bir başarı hikayesine çevirmeliyiz. En azından denemekten bir şey çıkmaz. Stresi kendi silahıyla vurup yok etmeye ne dersin? Hadi stresi alt et. Sevgilerimle İclal.

Kemikleriniz için

Kadınların belli bir yaşı geçtikten sonra en büyük sorunu kemik erimesi oluyor sanırım. Bu nedenle doktora giden kadınlara hep süt ürünlerini daha fazla tüketen doktorlar basit bir reçete ile eve gönderiyorlar. Peki ama sadece süt ürünleri tüketmek bu amansız erimeyi durdurabilir mi? kemiklerinize en iyi gelen madde kalsiyumdur. Kalsiyumu süt ürünlerinden alabilirsiniz ama birçok sebze de kalsiyum içerir. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler yüksek oranda kalsiyum içerir. Örneğin Brüksel lahanası, roka, ıspanak gibi… Bunun yanı sıra koyu yeşil yapraklı bitkiler içeriklerindeki K vitamini sayesinde osteoporoz (kemik erimesi) riskini azaltır. Kemiklere iyi gelen bir diğer sebze de patatestir. Eğer magnezyum seviyeniz düşükse D vitamini eksikliği yaşayabilirsiniz. Potasyum kemiklerinizden kalsiyumun süzülmesini sağlayan asidi nötralize eder. Her ikisini de vücudunuza almanızın yöntemi orta seviyede fırında pişmiş tuzsuz patatestir. Bir adet küçük tatlı tuzsuz patates 31 mg magnezyum ve 542 mg potasyum içerir. Patates işin açıkçası beni de çok şaşırttı biz patatesi hem kilo yapar sadece nişasta barındırır biye biliyorduk. Oysa patates kızartma olmaması şartıyla pek çok derdin de devasıymış. Eğer kemiklerinizin güçlenmesi için meyveye ihtiyacınız varsa market listenizin en başında incir yer almalı. Beş adet orta boy incir ortalama doksan gram kalsiyum içerir. Ayrıca potasyum ve magnezyum gibi iskelet yapınızı koruyan maddeler de içerir. Taze inciri mevsiminde tüketmenizi mevsim dışında ise aktardan kuru olarak alıp tüketmenizi tavsiye ederim. İncir için çıkan kilo aldırıyor yok şekeri tetikliyor gibi hikayelere de inanmayın dünyanın en eski meyvesi incir ve üzümdür. Soya sütü, hindistan cevizi sütü ve badem sütü gibi bitkisel sütleri evinizde de yapabilirsiniz fakat içlerindeki kalsiyum ve D vitaminini kaybetmelerine neden olabilir. Bu nedenle marketlerde içlerine ekstra kalsiyum ve D vitamini eklenmiş olanları tercih edebilirsiniz. Bir avuç badem gerekli olan kalsiyumu almanızın en kolay yoludur. Bir avuç badem yaklaşık yüz on iki miligram kalsiyum ve yirmi dört miligram potasyum içerir. İçerdiği diğer maddeler de kemik sağlığınız için çok yararlıdır. Kemiklerinize iyi bakın sağlıkla kalın İclal.

Gerçekten sen haklısın

İnsan dediğin bir kere bile olsa hatasını kabul etmek istemez. Her zaman haklı olmak için çabalar. Hep biz haklıyız ve biz masumuz. Bütün dünya bizim haksız olduğumuzu söylese ne çıkar. Ayağımıza taş dokunsa, elimize diken batsa, suçlu bizden başka herkestir. Başına ne gelse sen den değil başkalarından kaynaklıdır tabi eğer iyi bir şey ise bu senin eserindir. Bir tartışma, kavga mı var? Suçlu hep karşı taraftır! Yol mu bozuk, ya da yok mu? Suçlu devlettir! Okul, elektrik, su mu yok? Ya da sel, deprem, yangın mı oldu? Kekimiz bile tutmasa, yemeğimiz lezzetli olmasa, un kötü-malzeme bozuktur hep! Kendimize toz bile kondurmayız kafamızda bir suçlu yaratmak hiç de zor değildir. Aslında bir düşünebilsek bu kısır döngüden kurtulup kendimizin eksik yanlarını bulup çıkaracağız ve eminim böyle daha mutlu olacağız. Biz sütten çıkmış ak kaşığızdır ya hep. Asla toz kondurtmayız üstümüze, asla! Velhasılı hiç alışmamışız kendimizi sorgulamaya. Hep suçu birilerine atmışız, atacak bir suçlu aramışız ya da. Belki de bu yüzden olamayışımız! Basit örnekleri kendinizce geliştirip, çeşitlendirin. Hepsi aynı hesap, tek yön maalesef ne diyelim. Bütün yollar “ben”e çıkıyor. Bu benlik duygusundan kurtulamadığımız sürece biz olmayı öğrenemeyeceğiz ve en kötüsü dünya artık daha zor bir yer oldu. Bu hale getirmek için el ele verip çabaladık. Bir kere olsun empati yapmayı denemedik bile denemeye de niyetimiz yok görünüyor. Evet kardeşim sen haklısın herkesin namussuz olduğu yerde ben namuslu olmuşum ne değişir diye düşünüyorsun. Oysa dostuna kavuşmak için yola çıkan karınca misali dostun yolunda ölmeye de korkuyoruz. Karıncadan ders alamayan, arılarla bir olamayan bir nesil bakalım sonumuz nereye varacak. En son yitip giden bizden hangi güzel duygu olacak. Acaba o hep gayrımızı suçlayan-işaret eden parmağımız, ne zaman “bizi” gösterecek? Duyuyor musunuz aslında; “Sen! Sen! Sen!” derken, “Ben! Ben! Ben! “Çığlıkları hep bunlar? İçimizdeki ilah yanımızın sesi yani duymasını bilene çığlık çığlık haykırıyor. Bilmeyen ne yapsın hala ben diyor da başka bir şey demiyor. Sevgilerimle İclal.

Hamburger gerçeği

Beslenme alışkanlıklarımız öyle hızlı değişti ki hızına yetişmek neredeyse imkansız hale geldi. Mesela Yaprak sarmasından, tarhana çorbasından vazgeçip ayak üstü yenilen hamburgere geçiş yaptık. Lezzetli ve hızlı tüketilen bu yiyecek bakın insan vücuduna nasıl zararlar veriyor bu yazıdan sonra hala o ürünü satan yerlerde kuyruğa girecek arkadaşlar varsa bir daha düşünün diyorum. Fast Food ürünleri, beslenme ihtiyaçlarımızı gidermek için akıl almaz derecede kolaylık sağlayan ve lezzetiyle defalarca tüketmemizi sağlayan ürünlerdir. Ancak bu ürünler lezzetli olmalarının yanı sıra her zaman vücudumuz için ihtiyaç duyulan enerjiyi karşılama konusunda iyi olmayan seçenekler arasında yer alır. Bir hamburger yedikten yaklaşık 10 dakika sonrasında insan vücudunda bütün metabolik faaliyetler normal ve düzgün bir biçimde işler. Ancak tüketmiş olduğunu hamburgerin yüksek kalori içermesi sebebiyle kısa bir süre sonra vücutta kan şekeri hızla yükselmeye başlar. Tükettiğimiz hamburger sonrası iyi hissetmemizi sağlayan nörotransmitter dopamin gibi kimyasalların beyinde salgılanması/artması ile birlikte kendimizi yediğimiz hamburgerin ne kadar da lezzetli olduğunu düşünürken bulabiliriz. Hamburger tüketiminin 20-30 dakikalık bir süreç sonrasında ise dopamin düzeyi aşağı doğru inmeye ve azalmaya başlar. Hamburgerin içinde bulunan yüksek fruktozlu  mısır şurubu ve sodyum minerallerinin etkinliğinde vücudumuz, yediğimiz hamburgere karşı daha şiddetli bir arzu duyar. Bir tane yedikten sonra ikinciyi isteyen Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayanlar bu yazıyı özellikle siz büyük şehir mağdurları için yazıyorum. Akşam eve gidip yemek hazırlamak yerine hemen alış veriş merkezlerindeki fast- food mekanlarına gidiyorsunuz. Bu durum ilerleyen süreçte obezite, şeker ve kalp rahatsızlıklarına sebebiyet verebilir. Daha sonra, sodyum mineralleri (yaklaşık 970 miligram kadar) vücudumuzda dehidrasyona sebep olur ve böylece böbreklerimiz ve kalbimiz daha hızlı çalışır. Kan basıncının yükselmesi ile birlikte tatlı yeme isteği hasıl olur. Aradan geçen 40 dakika sonrasında ise vücudumuz muhtemelen, belirttiğimiz şekerli yiyeceklere karşı hala şiddetli bir arzu duyacaktır. Ve netice itibariyle kan şekeri düzeyinde meydana gelen kayıplar bizi abur cubur olarak ifade edebileceğimiz yoğun şeker ihtiva eden ve olduğundan daha çekiciymiş gibi görünen yiyecekleri yemeye sevk edecektir. 50-60 dakika geçtiğinde ise yavaş bir sindirim periyodu başlar. Ancak yediğiniz hamburgerin içerisinde hayvansal ve trans yağlar kullandığı için bu yağların sindirimi 3 günü bulabilir. Gözünüzü seviyim evinizde bir tas çorba için bu yiyecekleri yemeyin. Sevgilerimle İclal.