Tatil için doğru tercih

Bu sene yaz geldi gelecek diye tatil haberleri yapmaya başladığımdan beri havalar sonbaharı aratmaz oldu. Deniz kenarında kum ve güneşin tadını çıkarmak neredeyse hayal aleminde yaşamak kadar absürt bir komedi filmine dönerken, ben de bu yaz için tatil planlarımı değiştirmeye karar verdim. Tatil için önce yurt dışı gezisi düşündüm ama sonra daha ülkemde gezilecek çok yer var diyerek rotamı ülkemize kırdım.

Söylemesi ayıp biraz mideme düşkün olduğumu bütün travesti arkadaşlarım bilirler. Yemek benim için sadece karın doyurmaya değil ruhumu doyurmaya da teselli olmalıdır. İşte bu yüzden ülkemizin en güzel yemeklerinin yapıldığı, kadim bir şehir seçtim kendime. Bu seçimimi sizler de paylaşmak ve belki yanıma bir arkadaş bulurum hevesiyle Antakya’dan bahsetmek istiyorum. Antakya havası, binaları, tabi ki yemekleri ve farklı dinden insanları bir araya getirmeyi başarmış olması ile medeniyetin beşiği diyebileceğim ender illerden biridir. Hoşgörünün beşiği olan Antakya yüzyıllardır birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Defne ağaçları, Asi Nehri, cami, kilise ve havranın yan yana olduğu sokakları ve zengin mutfak kültürü ile UNESCO tarafından da barış kenti olarak seçilmiştir. Hangi inançtan olursanız olun Antakya’da ibadet edecek bir mekan mutlaka bulursunuz. İnsanlarının bu kadar hoşgörülü olacağını tahmin bile edemezken Hatay’lı travesti bir arkadaşım sayesinde az çok bilgi sahibi olmuşluğum vardı.

Ama hiçbir karara gidip oraları bizzat görmeden imza atmak istemedim ve gözlerimle şahit olmak için bu güzel şehri seçtim. Antakya’yı solumanın, ruhunu hissetmenin en güzel yolu dar sokaklarında yürümek ve kapıları açık evlerin avlularını izlemekmiş. Bu yolculukta zaman zaman kulağınıza Arapça bir şarkı çalınır ve etrafta gördüğünüz Arapça yazılarla beraber size bambaşka bir ülkedeymiş gibi hissettirir. Antakya’ya gelmişken Anadolu lokantasında mezelerden ve kebaplardan tatmadan, Affan Kahvesinde Haytalı yemeden ve tarihi çarşıdan nar ekşisi ve doğal sabunlar satın almadan dönmeyi düşünmüyorum. Özellikle nar ekşisini İstanbul’da hiçbir yerde bulmanız mümkün değil. Laf aramızda nar ekşili kısır yemenin tadını hiçbir şeye değişmem. Yemekleri, müzeleri, kiliseleri görülmeye değer olan bu ile adeta aşık oldum. Bir daha ki yaz kendime yeni bir rota çizip, maceracı tadında yaşamak dileğiyle hoşcakalın.

Ayrılığın erkek yönü

İlişkilerde ayrılığı hep kadın gözünden anlatmıştım size ama bir erkeğin ayrılık sonrası neler yaşadığından bahsetmek kısmet olmamıştı. O yüzden bugün özellikle kalabalık bir bekar erkek arkadaş grubu olan erkeklerin ayrılık sonrasını anlatmak istedim.
Genellikle erkeklerin etrafında onları çok sevip düşünen ama kız arkadaşlarını sevmeyen daha doğrusu benimsemeyen bir guruh vardır. Akşam halı saha maçına götüremedikleri ya da sabaha kadar barlarda içip dağıtamadıkları bu arkadaşlarını kız arkadaşından ayrıldıktan sonra hemen sahiplenirler.
Şimdi hepsinin hakkını yemeden aralarında bu ayrılığa üzülecek mantıklı insanlar da bulunduğunu belirteyim ve ondan sonra vurmaya başlayayım. Erkek arkadaşların ayrılık sonrası meşhur gazları vardır. Boş ver arkadaşım biz sana söylemedik ama o kadından sana yar olmazdı, yok kardeşim hiç üzülme sana başka kadın mı yok… ve benzerleri ama klasik hep aynı kötülemeler. Bir de siz pişman olduğunuzda eski sevgiliyi aramayın sormayın diye didinenler var ki onlar işte baş sorumlu bu ayrılıktan. Bırak şimdi o düşünsün, aman arama sürünsün gibi… Daha geriye gidip, hiç başlamamalıydın arkadaşım diyeni bile çıkıyor. Şöyle sakin kafayla işin eğrisini doğrusunu düşünmenize fırsat vermeden , yapışırlar kolunuza hadi dağıtalım, unutalım, bu gece sabaha kadar tasa gam yok . Artık bir koro halinde eski sevgiliniz hakkında hiç duymadığınız her şeyi hatta her iftirayı duyar. İlişkiye başladığınız güne lanet edersiniz.Haliyle bırakın ayrıldığınıza üzülmeyi iyi ki bırakmış beni kah.. demeye, zaten onunla boşa zaman harcamışım baksana yeni birini bulmuş bile demeye başlarsınız. Bu kankaların yaptıkları ne kadar doğru bilemem ama hiçbir ilişkinin ardından bu kadar kötü konuşulmamalı sonuçta yaşanmış güzel anıların hatırına susmasını bilmeli. Senin kafan buna basmıyorsa yeni bir ilişki arayıp yeniden rezil olmana gerek yok. Ömrünü bekar tamamlamakta ısrarlı ol.
Şimdi bu kadar erkek muhabbeti yeter artık kendimize dönelim ve İstanbul travestilerinden bir arkadaşın dediği gibi ayrılınca geriye dönüp bakmayan erkeği defterden silelim. Gelirse senindir gelmezse zaten hiç senin olmamıştır. Erkek arkadaşlarının gazıyla hareket eden birinden zaten sana fayda değil zarar gelir.

Sanal uyuşturucu

Çağın en tehlikeli hastalığının kanser olduğunu mu düşünüyorsunuz? Oysa yapılan bütün araştırmalar bu söylemin aksine çağın hastalığının gelişmeleri kaçırma korkusu yani kısa adıyla FOMO olduğunu söylüyor.

FOMO denildiğinde aklınızda hiçbir şey canlanmadığını biliyorum ama size cep telefonundan sanal ortama girme bağımlılığı dersem, ne demek istediğimi daha rahat anlatmış olurum. Çoğumuzu ele geçiren bu hastalık bazı geceler uykusuz kalmamıza, yataktan kalkar kalkmaz elimizin telefona gitmesine neden olan illet bir hastalıktır ve maalesef her geçen gün etki alanı büyüyerek adeta salgın bir hastalık gibi sirayet etmektedir.

Bu konuda araştırma yapan bilim adamları insanların beş on yıl içerisinde özel bir hastalığa yakalanmalarına ramak kalmasına dikkat çekerek uyarıyorlar lütfen şu sanal uyuşturucuyu bırakın diye açıklamalar yapıyorlar. Eminim sizin de etrafınızda bu hastalığa yakalanmış birçok tanıdığınız bulunmaktadır belki de bizzat kendiniz bu hastalığın pençesinde kıvranıyorsunuzdur. Bugün beni telefonla arayarak bir uygulama denememi isteyen Bodrum travestilerinden bir arkadaşımın tavsiyesine uyarak cep telefonuma indirdiğim uygulamada çağın hastalığından nasıl kurtuluruz ile ilgili bir çalışma seyrettim. Adam alenen otuz saniye sanal ortamdan elinizi çekseniz ölmezsiniz diyordu.

Bu hastalığa yakalanan kişilerin herhangi bir uyuşturucu almadıkları halde sanki almış gibi davrandıkları, sanal ortama girdiklerinde bedenlerinden bazı mutluluk hormonlarının salgılandığı, sanal ortamdan uzak kaldıklarında ise kendilerini kötü hissettikleri hatta işi biraz daha ileriye götürüp, yazdıkları ya da twitledikleri şeyler beğenilmeyince psikolojilerinin bozulduğu ispatlanmıştır.

Uzmanların bu hastalığa çare olarak sundukları şey ise detoks yöntemi yani telefonları bir süre yanınıza almayın. Sanal ortamda yazılan, çizilen, paylaşılan şeyleri merak etmeyin diyorlar. Kendilerine başka ilgi alanları bulmaları gereken bu insanların yapması gereken ilk şey ise bağımlı olduklarını kabul etmeleri çünkü çoğu hasta kendinde hiçbir gariplik olmadığını normal bir insan olduğunu iddia ediyor ve bu konuda oldukça ısrarlı davranıyorlar. Ne yazık ki bu insanların en yakınında bulunan diğer insanlarda da aynı hastalık olduğu için yaptıkları her şey onlara normal gibi geliyor. Bu akıl hastanesinde yatan bir hastanın doktorları deli ilan etmesi gibi bir şey olsa gerek. Umarım hastalığa yakalanan herkes kısa zamanda bu illetten kurtulur ve dış dünyaya geri döner. Hoşcakalın.

Kıyamet sireni

Bugün gazeteleri açtığınızda en çok hangi haber ilginizi çekti? İşin açıkcası gizemli şeylere duyduğum merak yüzünden ben en çok dünyanın pek çok yerinde aynı anda gökyüzünden duyulan sese odaklandım. Bu gizemli sesin kaynağı bilinmiyor ama bilinen tek gerçek aynı sesin daha önce de duyulduğu. Gökyüzünden geldiği belli olan trompet sesini andıran bu sesin kaynağı nedir, neden böyle bir ses dünya üzerinde yankılandı kimse bilmiyor. Ama herkesin bir tahmini olduğunu söyleyebilirim. Tahminleri sıralayacak olursam; Tektonik tabakaların sürtünme sesi Atmosfer basıncı nedeniyle oluşan ses Spesifik bir alanda gerçekleşen bir inşaatın sesi Uzaylılar ABD’nin HAARP teknolojisi (Daha önce de benzer bir olay yaşanmış ve bu sesin kaynağı olarak yine HAARP gösterilmişti) Kıyamet sireni Sizce bu gizemli sesin kaynağı hangisidir? İstanbul’da yaşayan travesti bir arkadaşım da benim gibi düşünüyor olacak kıyametin sesi olarak yorumladı. Bizim dini inancımıza göre kıyamet öncesi üflenecek sur’un sesi olabilir. O halde zaten yakın olduğunu tahmin ettiğimiz kıyamet,  alametleri ile kendini belli ederken bir de uyarı sesi gönderilmiş olabilir mi? Umarım değildir ama eğer bu bir uyarı ise en azından bundan sonra biraz daha dikkatli davranıp, günahlarımızı çoğaltmak yerine sevap işleyerek o güne hazırlanabiliriz. Diyarbakır travestilerinden bir arkadaşım ben kıyametten bahsettiğimde her insan kendi ölümü ile kıyameti yaşayacak zaten yani hepimiz kıyameti göreceğiz demişti. Dünyanın sonun ile ilgili yeni bir film de tam da bu günlerde vizyona girdi. Bilmem izleme fırsatınız oldu mu?  Dünya kıyamet sonrasını yaşarken sadece güçlüler için yaşanabilecek yeni bir dünya düzeni geliştiriliyor ve özellikle görsel efektler muhteşem sergileniyor.  Gitmeyenler ve bu tür bilim kurgu sevenlere önerebilirim. Gelelim bu sesin kaynağının  Amerikalıların yaptığı bir deney sonucu oluşup oluşmadığı tezine, hatırlarsanız bu HAARP teknolojisinin Türkiye’de büyük Marmara depremine neden olduğu iddia edilmekte, hatta görgü tanıklarının ifadesi bu tezi doğrular nitelikte, son zamanlarda dünyanın çeşitli yerlerinde de sürekli ve uzun süren yıkıcı depremler yaşanmaktadır, insanın aklına acaba sorusu gelip takılıyor. Acaba bir gizli deney dünyanın sonunu getirmeye mi hazırlanıyor. Bekleyip görelim. Hoşcakalın.

Beklentilerini düşük tut

Hayatın insana neler getireceği bilinmez ama biz hayattan beklentilerimizde neyi nasıl yapıyoruz bilmeliyiz. Romantik bir filmin ardından filmdeki kıza özenip, yakışıklı bir sevgili istemek ile zengin olmayı istemek arasında bir fark yoktur.

Asıl soru istekleri elde etmek için yeterli enerjiye sahip olup, olmayışımızdır. Çalışan kadınları ele alalım daha yeni başladığı işte bir an önce yükselip kariyer yapma hayalleri kurmaya başlarlar. Mükemmeli aramakla geçen bir ömrün hayal kırıklıkları da onunla doğru orantıda olacaktır. Öncelikle isteklerimizin gerçekleşme olasılığının çok yüksek tutulmaması elle tutulur olması şart. Dediğim gibi dün işçi olarak başladığı işte müdür olmayı başaran insan sayısı,hayatı boyunca hiç mutsuz olmamış insan sayısı ile kıyaslanabilir.

Benim çok sevdiğim İstanbul travestilerinden bir arkadaş, dolabı her açtığında son moda en markalısından bir kıyafet bulmayı hayal ediyor. Tabi bu hayalin gerçekleşmesi imkansız değil, belki olabilir ama olasılığı çok düşük olduğu için hayalleri ne kadar yüksek tutarsak o kadar hayal kırıklığı yaşarız. Yakışıklı olsun istediğimiz sevgili de bizi yan sokakta beklemiyordur.  Yanlış anlaşılmasın hayal kurmanın daha fazlasını istemenin hiçbir kötü yanı yok yeter ki bütün hayatımızı hayallerin gerçekleşmesi üzerine kurmayalım. Biraz gerçekçi olalım yani, Fransız marka elbiseler dolabımıza girsin, yakışıklı beyaz atlı prens gelip kapımızı çalsın, hatta dillere destan bir evlenme teklifi yapsın. Bir de muhteşem bir düğün hani dolarların altınların havada uçtuğu cinsten…

Böyle erkekler belki de vardır ama biz genelde olana yönelip beklentilerimizi düşük tutsak iyi olur. Erkekler kadınlar gibi karmaşık yapıya sahip olmadıklarından düz dediğimiz cinsten insanlardır neyi yapmak istiyorlarsa onu söylerler. Öyle bir kadın beyni gibi ince düşünene erkek bekleyerek ömür tüketmek hatasına düşmeyin. Ne demiş Orhan Baba; Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni. Siz de size biraz da olsa değer veren insanlara karşı anlayışlı davranıp, oldukları kabul etmelisiniz. Otobüs garında uçağa binmek imkansızdır. Sizin yolunuz o gardan geçiyorsa bekleyeceğiniz en iyi şey yeni bir konforlu otobüs olmalıdır. Yoksa uçak beklemek daha yolun başında hayal kırıklığı yaşatacaktır.

Sevgililer günü hediye almadı diye küstüğünüz sevgili sizin için ideal eş olma şansını sırf bu yüzden kaybetmesin. Elimizdekiyle yetinelim ama arada hayatımızı renkli hayallerle de süsleyelim. Sevgiyle kalın.

 

 

Mutlu bir kadın

Mutluluk göreceli bir kavram olduğu için herkese göre farklı bir tanım bulur kendine, peki mutlu bir kadın nasıl olmalı? Mutlu kadın denilince aklımıza hemen kendi ayakları üzerinde durabilen, bağımsız, özgür, bakımlı ve sürekli gülen bir yüze sahip bir kadın aklımıza geliyor. Oysa böyle görünen bir kadına mutlu musun diye sorsak alacağımız cevap bizim vereceğimizden pek de farklı degildir.

Durum sanıldığının aksine yukarıdaki özellikleri taşıyan kadınlar mutlu olur şeklinde açıklanamaz. Kendisiyle barışık yani kendini seven her kadının mutlu olduğuna şahit olmuş biri olarak, mutluluğun sırrı kendini sevmekle başlar diyebiliyorum. Kendinde sürekli kusur arayan, kalçasını, bacağını beğenmeyen ve bu yüzden de spor salonlarından çıkmayan, istediği kıyafeti giymekten çekinen bir kadın nasıl mutlu olabilir ki?

Kendinizde değiştirmek istediğiniz şey sorusuna cevap hayli kabarık ise işiniz zor demektir. Bırakın tüm o çirkin sandığınız uzuvları hiç değilse bir gün kafaya takmayın bakın nasıl özgür ve mutlu bir kadın haline geleceksiniz. Çevrenizi geniş tutmaya çalışın herkesle arkadaş olun demiyorum ama en azından farklı çevrelerden değişik arkadaşlar ekleyin arkadaş listenize benim mesela İstanbul’un her semtinde yaşayan geniş bir arkadaş çevrem var ve bu yüzden yalnızlıkmış kendi kendine kuruntu yapmakmış gibi dertlerim yok. O gün kendimi hangi ruh halime yakın hissediyorsam o arkadaşlarla takılmaya gayret gösteriyorum. Açıkcası bugün çirkin geldim kendime diyelim hemen en çirkin arkadaşımın yanında alıyorum soluğu, bu bana aslında güzel olduğumu hissettiriyor. Deli dolu bir gün yaşamak istiyorum en çılgın arkadaşım Ankara travestilerinden Bade’de buluyorum kendimi,  akşama kadar ne kadar çılgınlık varsa yapıp, kafamı dağıtıyorum. Bazen de durgun bir su gibi yerimden kıpırdayasım gelmiyor. Ona da çözüm buldum, eve davet ettiğim biraz entel arkadaşlarla felsefe yapıyorum. Mutluluğu uzaklarda aramak yerine önce kendi içinize baksanız zaten formülün siz de olduğunu keşfedersiniz.  Cinsel hayatınızı düzene sokmak da mutluluk için olmazsa olmaz bir kuraldır. Düzenli bir ilişkinin mutlu edemeyeceği insan tanımıyorum. Sizi mutsuz eden insanlardan uzaklaşın. Mutluluk beyinde başlar ve beyninizi değiştirmediğiniz sürece o kapıdan giriş için bilet alamazsınız. Mutlu bir ömür dileklerimle hoşcakalın.

 

Kim kimi aldatıyor

İlişkilerde de günah çıkartma yöntemi vardır. Bir adam sizi aldatıyorsa eve çiçekle gelmeye, yaptıklarınıza karışmamaya hatta kıskançlık krizlerine girmemeye başlar. Üstelik siz de aldatıldığınızın farkındaysanız ve bunu bilmiyormuş gibi davranıyorsanız vay halinize. Bir kadın için aldatılmak işlenebilecek en büyük günahken affetmek ne kadar doğru olur. Ona her baktığınızda gözünüzün önünde ne canlanacak sanıyorsunuz. Kendinizi kandırmayın asla unutmayacaksınız hatta her geçen gün içinizde büyüyen nefret artacak.

Belki de sadece şüphedir içinizdeki adam durduk yerde pamuk şekere dönüşmüştür kim bilir. Bunu anlamanın yolları var tabi ama siz denemek ister misiniz bilmiyorum. Telefonunu karıştırmaya Kalktığınızda hiçbir şey bulamazsınız çünkü erkekler o kadar aptalca davranmıyorlar artık, evde akıllı cin gibi bir kadının onları beklediklerini bildiklerinden böyle bir mesajlaşma varsa daha eve gelmeden yolda siliyorlar. Onun yerine İstanbul travestilerinden bir arkadaşın taktiğini deneyin. Onun yüzünde uzun uzun neler karıştırdığını biliyorum bakışı fırlatın üstelik bunu sıklıkla tekrarlayın. Yemek masasında kafanızı iki yana sallayıp, derin düşüncelere dalın. Ne oluyor sana diye sorarsa sen daha iyi bilirsin bakışı atın. Kısacası o size açılana kadar taciz etmeye devam edin. Kuşkunun sonu yok ancak gerçekler kukuyu ortadan kaldırabilir.

Dediğim gibi telefonunda hiçbir şey bulamazsın ama sosyal medya hesaplarının şifrelerini ele geçirirsen aldatılıp, aldatılmadığını çok rahat anlarsın. Bakarsın belki de gerçekten boşa kuruntu yapmışsındır ama eğer aldatıyorsa senden kaçamayacağını ve kurtulamayacağı bilmeli. Zaten kim kimi aldatıyor bu devirde yer mi bizim gibi akıllı kadınlar, o devirler eskidendi. Adamın üzerindeki parfüm kokusundan tutun da saç teline kadar derin inceleme yapar tepeden tırnağa gözden geçiririz adamımızı. Yok öyle havadan gelip sevgililerimizi kapmak, üçüncü şahıslar isteseler de  araya girmeye cesaret edemezler.  Eskiden bir arkadaşımın sevgilisi durduk yerde bir demet çiçekle eve gelmiş, bizim ki tabi uyanık hayrola hangi dağda kurt öldü. Şimdi bu çiçek nerden çıktı deyince saf adam dökülüvermiş bütün gerçeği meğer erkekler sevdikleri kadını aldatınca böyle vicdan yaparlarmış. Bunu öğrendik ya bizden kurtuluş yok. Erkekler ayağınızı denk alın. Hoşcakalın kızlar.

Son çeyrekte istekler değişiyor

Dünyanın her gün biraz daha çekilmez bir yer olmasının yanı sıra insanların değiştiği gerçeği global pazar ve hızla değişen teknoloji karşısında durmak imkansız. Eskiden sadece azıcık aş, ağrısız baş isterken şimdilerde özgürlükten tutun da rahat yaşama koşullarına kavuşma isteklerine kadar her şey arttı.
Kadınların nasıl değiştiğinden başlayacak olursak, artık dünya üzerindeki her sosyal kadının hayattan beklentisinin aynı olduğunu söyleyebiliriz. Kısacası Amerika’daki kadın ne istiyorsa bizim ülkemizdeki kadın da aynını istiyor. Kadınlar değişime daha çabuk ayak uydurabildiklerinden olsa gerek, erkekler kadınlardaki değişime yetişmekte yavaş kalıyor ve ortay bir kavram karmaşası çıkıyor. Erkekler, aynı anda birkaç kadın tavlama derdine düşmüşken kadın çoktan çağ atlayıp, öne geçmiş bile. O bir zamanların moda erkeği olan evine ekmek getiren, kıskanç, maço, kıllı, kendine özen göstermeyen erkek modelleri rafa kalkalı çok oldu fakat erkeklerin pek çoğu farkına varmadıkları için hala neden bir kadını aşık edemiyorum diye düşünüp duruyorlar.
Aslında nedeni çok basit olan değişim tüm dünyada sosyal ağın yaygınlaşması, anlık haberleşme ve olaylardan anında haberdar olmak ile ilgili, erkekler sosyal ağları ve yazıları kadınlar kadar iyi takip etmediklerinden onların bizlere yetişmesi biraz zaman alacağa benziyor. Ben de bu yazımda onlara bir güzellik yapıp, kadınların yeni tercihi erkek modelinden biraz bahsetmek istiyorum. Bu yazdıklarımın bir kısmını tüyo olarak İstanbul travestisi arkadaşlardan ve yakın çevremdeki kadınlardan aldım. Kısacası içerisinde sürçü-lisans edersem affınıza sığınırım.
Öncelikle tüylü erkek yani sakal ve bıyık devri kapandı, Kadınların artık gögüs kılına bile tahammülü kalmadı. Sevgili buluktan sonra bırakılan göbek hiç hoş değil ama sakın göbek eriteyim derken, kas yapmayın çünkü kadınlar artık kaslı değil zayıf ve göbeksiz fit erkeklerden hoşlanıyor.
Saçlarınızı uzatıp yetmişlerdeki hipilere benzemeye de çalışmayın, kısa kesilmiş ama şekilli saçlar yeni nesil kadınların gözdesi. Maçoluk yapan, kıskançlık yapan, elini masaya sert vurup, buraların kralı benim diyen erkekler hiç ama hiç şansınız yok. Ama bu arada değişmeyen tek şeyi söyleyeyim kadınlar hala kredi kartı ve alışveriş yapmaya bayılıyorlar. Yani yukarıda saydığım özelliklerin yanı sıra cebinizi de dolu tutmayı unutmayın. Şu zamanda yalnız kalmamak için değişime ayak uydurmanız şart, yoksa eliniz böğrünüzde kalakalırsınız benden söylemesi. Sevgiyle kalın.

 

Bir teselli ver

  İlişkiler başladığında kimse gelip sizin fikrinizi sormaz. Çiftler birbirlerini beğenir ve size rağmen bir birliktelik sürdürmeye başlarlar. Ev arkadaşınızın yeni sevgilisi önce size biraz pas verir gibi yapar ama kuş kafese girdikten sonra sizin hiçbir öneminiz kalmamıştır.

Artık akşam gezmelerine ya da sinemaya davet edilmezsiniz. Evde tek başınıza geçireceğiniz günler başlamıştır tabi bir de her gece dinlediğiniz sevgiliyle yapılanlar hikayesi sizi bekliyordur. Velhasıl arkadaşlık hele ki dostluk dediğiniz şey zordur. Ne olursa olsun siz onun en iyi dostu olduğunuza göre önemli olan her zaman onun mutluluğudur. Şimdi bu kadar girizgahı niye yaptım derseniz, anlatayım. Ev arkadaşım İstanbul travestilerinden Jale kısa bir süre önce bir alışveriş merkezinde gözünü birini kestirdi. Artık biz sabah ayrı posta, akşam ayrı posta alış veriş merkezine gitmeye başladık. Bir süre sonra karşı tarafta bizim kızı fark edene kadar bu gidiş gelişler düzenli olarak sürdü. Nihayet gözünü kestirdiği kişiye kendini beğendirmeyi başaran arkadaşım bu sefer de sanki kendisi istemiyormuş gibi naz yapmaya başladı. Bu işin raconu böyle olurmuş. Ben bu işlerde yeniyim ya daha o kadar bilmiyorum. Benim için de bir nevi okul gibi oldu. Her neyse en sonunda görüşmeye başlayan çiftimiz başlarda beni çanta gibi her yere götürmeye çalışırken, birbirlerine iyice alıştıktan sonra beni devreden çıkarıverdiler. Lök gibi kaldık diye buna denir.

Sonuçta benim için arkadaşımın mutluluğu her şeyin üzerinde, ben kendime oyalanacak bir şeyler bulurum diye düşünürken, bizim ki kapıdan ağlayarak girdi. “Bitti bu iş ayrıldık” yok canım dedim. Siz birbirinizi çok seviyorsunuz ne ayrılması, barışırsınız bak akşama kalmaz seni arar dediysem de nafile yok diyor asla, bir daha onunla görüşmek istemiyorum.

Bize sabaha kadar arkadaşımı önce ikna etmek sonra teselli etmek kaldı. Eh dost dediğin kötü günde lazım değil mi? Barışma umudu olmadığını anladığımda başladım saydırmaya yok efendim zaten adamı gözüm hiç tutmamışmış, çirkinmiş, cimriymiş, benim dünyalar güzeli arkadaşıma layık değilmiş. Gaza da geldim anlatıyorum da anlatıyorum. Önceleri haklısın diyerek her dediğime baş sallayan arkadaşım telefonu çalmaya başladığında arayanın ayrıldığı sevgilisi olduğunu görünce aceleyle yanımdan uzaklaştı. Mutfakta gizlice sevgilisi  ile konuştuktan sonra “ ay canım sen de amma abarttın bizim ki iyidir meğer ben onu yanlış anlamışım. Hata onda değil bende deyince” donup kalmışım.

Kendime geldiğimde arkadaşım, eve çağırdığı sevgilisine benim kendisi için yaptığım yorumları tek tek anlatıyordu. Adamın bana kızgın bakışlarını ve deli gibi yuvalarında dönen gözlerini size anlatamam. Ya sadece teselli amaçlıydı kötü niyet yok desem de sanırım bundan sonra beni düşman belledi. Olsun be benim arkadaşlarıma canım feda gerekirse düşman bile ediniriz kendimize. Hoşcakalın.

 

Kadınlar tıraş olur mu?

İngiltere’de bir doktorun yaptığı araştırma sonucu ortaya çıkanlar beni oldukça şaşırttı. Kadınların traş olması gerektiğini savunan İngiliz doktorun raporuna göre, traş olan kadınların cildi traş olmayan kadınlara göre daha genç ve dinç oluyormuş. Uzun süre traş olan bir erkeğin aynı yaştaki bir kadına göre cildinin genç kalmasının nedeninide düzenli olunan traşa bağlayan doktor, bu konuda bir devrim yaparak kadınlara traş olmalarını öneriyor.Yıllarca yüzümüzde çıkan tüylere epilasyon yaptırıp dünyanın parasını verdikten sonra bu haberi almam, aslında hem yok canım dedirtti, hem de doğruysa bu harika olur dedim. Benim gibi pek çok travesti arkadaşın da yüzlerinde ki tüyler için artık traş olmayı tercih edeceklerini düşünüyorum. İstanbul travestilerinden birkaç arkadaş bu yöntemi deneyecek ve sonuçlarını bizlere bildirecekler, bir nevi denek olmayı kabul eden arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. İngiltere’de bir kadın bu araştırma için denek olmuş ve haftada üç kez traş olarak, tüylerin sert çıkmadığını aksine tüy kökü olmayan yerlerde hiçbir tüylenmeyle karşılaşmadığını aksine yüzünün bir bebek cildi kadar yumuşak olduğunu söylüyor. Lazer ya da ağda ile elde edilemeyecek bu sonucun dünyada bir devrim olduğunu düşünüyorum. Aslında bu yöntem sanıldığının aksine yeni değilmiş, Japon kadınları ciltlerinin güzellikleri ile bilinir hatta ben geyşaların cildine özel olarak bayılırım.Bu Japon kadınları traş olma yöntemini yıllarca kullanmış ve traş olmayı güzelliğin bir parçası olarak kabul etmişler. Traşlı bölgelerdeki deri diğer bölgelere göre daha canlı ve diri olmanın yanında yumuşak oluyor. La Vanguardia  gazetesinde yer alan bir habere göre derinin yumuşak olması için kadınlar için özel traş köpüğü bile üretilmiş. Dünya üzerinde iş yapan en büyük güzellik markalarının traş köpüğü nerelerde satılıyor henüz bilmiyorum. Ama en kısa zamanda kozmetik dükkanlarını tek tek gezmeyi düşünüyorum. Kadınların traş olmaya başlamasıyla birlikte artık banyoda ayna sırası bekleme dönemi biraz daha uzayacak, ama erkeklerle kadınlar arasındaki en büyük fark kapanmış olacak. Evet hanımlar kadınların pantolon giymelerinden sonra ki en önemli olay kadınların tıraş olması olacak. Tıraşlı günler dilerim.